7 Mart 2016 Pazartesi

Muteber Vol #4




Muteberim can parem;

Sana mektup yazmam ile beraber kendimi eski bir heyecanın ellerinde buldum. İçimde akan kanım bile eskisi gibi aktı geçti damarlarımdan. Çocuksu garip bir telaş içinde düşünceleim doldu taştı aklımın her köşesine. Mektubum eline ulaştımı? cevap yazacak mı?  deli deli sorular işte.

İnsan büyüdükçe yalnızlaşıyor, bir sese muhtaç oluyor derlerdi de inanmazdım. Ama yaşadığım şeye bakınca ne kadar yalnızlaşmışım dedim kendi kendime. Yani sen sadece varlığınla yine bir yüzleşme yarattın hayatımda, o da ayrı.

Mektubun geldi nihayet. Sen yazarken ne duyduysan o piyanonun tuşlarında emin ol ben de okurken o notaları o ahengi yakaladım. Bir an, sadece bir an anlattığın o harkularde bahçenin içinde gezindim, kahvemden bir yudum aldım, ağaçlarınla konuştum  ve sen, senin kokun tüm varlığımı doldurdu.

Akıl çelen zamanlar bunlar, gençlikteki gibi... İnsanın bedeni yaşlanınca geri gençleşmiyor ama ruh öyle mi iki gözüm. İşte bak iki güzel anıya, bir tatlı seslenişle oluyorsun gencecik.

Derin bir inzivadan uyanan bir kişisinin kelimelerini okudum mektubunda. Toprağın derinlerinden çıkan bir cevher gibi parlamaya hazırlanıyorsun belli. Kim bilir aklın ne düşüncelere gebe kapattı o karanlık satırlara.Ve gün ağırmasıyla neler doğurdu senin o engin yüreğin.

Hep hayalini kurduğum o arsayı sonunda satın aldım can parem, ve istediğim o ev sonunda bitti yakında oraya taşınacağım. Camından baktığımda görmek istediğim ne varsa orada mevcut. Deniz ayaklarımın dibinde parıl parıl... Yağmur yağsa onun bile haşmeti ayaklarımın dibinde. Bilirsin denize ne kadar aşık olduğumu. Küçük bir kasabanın hemen dibinde, orada sahte olmayan daha saf insanlarla tanıştım. Onlarla sohbet ettikçe ne kadar kirlendiğimi fark ettim ve kendimden utandım bir an. Ferit amca gibi buraların da bir Ekrem abisi var. Ekrem abi 70 yaşlarında ama kendisine amca denilmesinden pek haz etmemesi sebebiyle en fazla abi denilebiliyor. Ekrem abi ile bir tesadüf eseri deniz kenarında bir rakı sofrasında tanıştık. Gerçi tesadüf eseri dememe bakma burası o kadar küçük ki eninde sonunda tanışırdık nasıl olsa. Yanlız bir adam, kimi kimsesi pek yok Ekrem Abi'nin bir evladı varmış o da taa Amerikaya göç etmesiyle bir başına kalakalmış bu diyarlarda. Benim yeni ailem balıklarım diyor da başka bir şey söylemiyor. Öyle deli bir tutkunluk hali ile yapıyor işini. Ben oraya gittiğimde açılıyoruz denize, bir küçük mutlaka zulasında mevcut tabii, başlıyoruz sohbet etmeye. Anlatıyor da anlatıyor ...

Geçen gün son bir kaç eksiğini tamamlamak için gittim evime ,tabii oraya gitmişken Ekrem abime uğramadan yapamam. Öyle değişik bir alışkanlık yapıyor biliyor musun, sanki orası onsuz olmazmış gibi geliyor sana. Neyse uzun lafı kısası bu gittiğimde pek üzgün gördüm onu, sordum haliyle neyin var diye. Başladı anlatmaya, o başlamasına başladı ama o anlattıkça bizim seninle yaptığımız bir konuşma geldi aklıma... dışım sustu içim çok konuştu... Uzun zamandır yalnız yaşayan insanların halinden yine yalnızlar anlar. Bir zamanlar Ekrem abi sevdalanmış bir kadına... Ama öyle böyle bir aşk değilmiş onun kisi, bildiğin tutkun. Hani bugün denize nasıl tutulduysa o zamanda o hatuna tutulmuş. Arkadaşları yapma etme dediyse de dinlememiş, hiç oralı bile olmadan bu hatun kişi ile görüşmeye başlamış. Ev de hatun bekler, yok çocuğum küçük demeden bir cenderenin içinde bulmuş kendisini. "Bu öyle bir illet ki insan başına gelmeden yok olmaz ben yapmam diyor. Ama başına geldi mi bir kere tövbe haşa önünde dağlar denizler durmuyor. Bir kalp çırpıntısına tüm dünyayı yakacağın anlar bile oluyor." diye anlatmaya devam etti bana.

Ama en çok ne dokundu bana biliyor musun ? O gözlerinin içinde yanan kor alevlerin yanında usul usul kıyıya vuran hüzün dalgaları. Çok puslu bakışları vardı. Eskinin koru diyorsun ama bakıyorsun ki bugünde alev alev. Hal böyle olunca sisi de pusu da çok oluyor anılarının. İşte o gözleri benim içimde bir yerlere dokununca seninle olan o anımız canlandı birden. Hani senin kardeşini anlattığın o akşam  vardı ya birden oraya gitti aklım. Tanıdık olan neydi biliyor musun? Gözleriniz. Senin gözlerinde gördüğüm o acı bugün Ekrem abi' nin gözlerindeydi. Ama aranızdaki en önemli fark sen kardeşin için her şeyi , Ekrem abi ise o kadın için tüm varlığını yok saymıştı. Seçimleriniz ne kadar faklı da olsa çektiğiniz acı benzer olmuş anlıyorum ki.

Ekrem abi o günü hayatının en kara günü olarak anımsıyor sözlerinde. Keşkelerden hoşlanmayan bir tarafı olmasa neredeyse keşke diyecek sanıyorsun. Neyse sende az çok anlamışsındır olanları Ekrem abi tüm ailesini bırakarak o kadınla gidiyor evinden, evladından uzağa. Hiç düşünmeden kabul ettim diyor. "Eşime bir cevabı bile çok gördüm, tek bir bakış verdim ona ama o sırada bana bakmayı bıraktığı için onu bile görmedi biliyor musun?" dedi.  "Ben bitti diyerek evden bavulumla çıkmıştım, dönüp bir kez arkama baktım. Eşim başını önüne eğmemişti,  daha bir dikleşmişti sanki. Benim yaptığımın ağır yükünü sırtlanmak yerine o yükü benimle beraber göndermeyi tercih etmişti. O anda onun için ölmüştüm. Ama oğlum için o güç gelmemişti omuzlarına. Ağlayarak çırpınarak çıkmıştı evden dışarı annesinin gözlerindeki kesin kanaati görmesiyle bana koşmuştu. O çocuk saflığıyla kendinin sebep olduğunu sandığı bir yanılsama içinde buhrana kapılmıştı. Bir taraftan ağlıyor bir taraftan bağırarark koşuyordu arkamdan. Ben onu sakinleştirmeyi bırak durup arkama bakmadım, anlatmadım bile içimdekisebepleri. Gerçi neyi anlatacaktım onuda bilmiyorum ama sadece döndüm ve gittim." dedi

"İşte böyle arkadaşım o günden sonra uzaktan uzağa haber almamız kaldı oğlumla aramda, bugünde öğrendim ki çok sevdiği bir kız ile düğünü olmuş. Rahmetli anasının sözünü tutmuş beni unutmuş. Ona kızgın değilim elbet, hangi yüzle ona kızacağım ki. Kendime kızgın mıyım diye sorarsan bana sorma şu merete sor." dedi ve rakı kadehini uzattı kadehime. Kocaman bir yudum aldı ve karanlığın içine daldı.

İçim acıdı ona o anda sonra kendi kendime ne üzülüyorum ona ki, yaptıklarının bedeli bu dedim. Evet acı olan bu biçtiğin pahanın ağırlığının o gün bilinmemesiydi belli ki... Eğer bilseydi, bugün o düğünde ait olduğu yerde olurdu. Ahh be iki gözüm ne hayatlar var baksana yaşanan, yarım kalan.

İnsan sormadan edemiyor sen de pişman mısın iki gözüm vaz geçtiklerinden? Ben mi? O da bir sonraki mektubuma konu olsun değil mi? Neyse yine çok laf ettim. Gözlerinden hasretle öperim...

Sevgilerimle,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder