18 Kasım 2013 Pazartesi

40 günün hayrı...

 “ Aşk Geldi , Damarımda Derimde Kan kesildi . Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ötesi hep 0......”. 
ve şöyle devam ediyor Mevlana

“Oğul düşmanının Seni Sevmesini İstiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönüle yol vardır”. 

Mevlana



Bu ara hayatımda sorgulamalarla baş başayım yine. Neden? Niçin ? Niye? bir dolu soru ekleyebilirim bu cümlenin devamına fakat ne gerek var ki? Hele hele daha bunları bile cevaplayamamışken. Cevap versem ne olacak ki zor işlerin adamıyım derken bulsamda kendimi baktığımda sanki daha çok işleri ben zorlaştırıyorum gibi geliyor. Mesela başkaları için maksimumda gösterdiğim tüm özelliklerimi kendim için minimumda yapmanın bana sağladığı bir kolaylık yok. Asıl ironi ; Ben kendim için olan tüm iyilikleri bile başkalarının beni zora sokmaları sayesinde yaptım. Hiç kendiliğinden sadece benim iyiliğim için  olmadı.  

Bir insan kendini değiştiremezse kimi değiştirebilir ki? Her şey düşünceden ibaretken,bir düşünceye sahip çıkamazsa ne olur onun hali? Ne olacak bok olur tabii ki de:))) Kendim ettim kendim buldum serzenişleri hepsi bu şimdilik. Ama asıl mevzu bunun bir tık ötesinde. Bugünden sonra ne olmak istediğimde, olduğumda. 

Bu aralar Nietzsche' den çok Mevlana'ya ihtiyacım var. İçimde sakinleşirken dışımda gürül gürül akmaya yolumu bulmaya...

40 gün diyorlar bakalım, deneyelim görelim. 

Bugün saymaya başlıyoruz -1- 

S.

1 Kasım 2013 Cuma

Ürpertici Kılıklar Dolabı Bir Nevi Harikalar Diyarı...

"Bütün harikalar ürpertici kılıklara bürünmeli, ancak bu şekilde insanların kalplerinde yer edebilirler."
Nietzsche


Nietzsche'nin harikasıyım. Dolabımda da ki kıyafetlerimin kılıklarının her insan da edindiği yer bir başka. Her gören göz kadar tarifim var. Taleplerim için bir şeytan seçilsem de, kabul ettiklerim kadar da melek olarak anılırım. Ama ne şeytan ne de meleğim. Ben tam olarak hepsiyim. Ve ben tam da bu yüzden mükemmelim. Yaşama dair her şeyi içimde barındırıyorum ve ölüme ait her şeye sahibim.

Akışın içinde akmayı öğreniyorum. Kazanmak, kaybetmek gibi terimleri olmayan bir diyarda yol alıyorum. Ne de olsa bugüne kadar kazanç sayıp zarar ettiğim,yada kaybettiğim için kazandığım bir dolu anım var. Benden çok daha yüce bir güce teslimim ve bu teslimiyetin verdiği huzurun ışığındayım.

Bir dolabım var en güzelinden içinde biriktirdiğim kılıklarım ile dolu. Her birinin yeri ayrı . Sonuçta o temsillerle var olurken kimliğim, bir tiyatrocu edasıyla taşıdı üstünde. Kimi binlerce kez tekrarlandı, kimisi oynanılmadan kaldırıldı. Ama her biri dolabımda ki yerini aldı benim için, senin için. Kimi zaman sen seçtin benim yerime o kılıkları, benim haberim bile olmadan. Ama çoğu zaman ben seçtim kimini bilerek isteyerek, kimini bilmek bile istemeyerek. Benim seçtiklerim değişebilirdi her zaman, daha güzeli, daha çirkini , daha kızgını... yani ben hangisini istersem onunla. Ama senin seçtiklerini değiştirmek zor çok zor çoğu zaman, Hayat gördüğün kadardı sana, daha fazlasını veremez daha azını layık göremezdin bana.

Kendi içimde bambaşka bir kadın oluyorken her geçen gün, senin gözünde aynı kalmak yaşlanmamak, büyümemek gibiydi. Büyümedikçe benliğim, sığamadı rollerimin içine hep bir eksik hep bir fazla. Ya o ilk gördüğün neşeli kız olarak kaldım yada hatırlamak dahi istemediğin o fırtınanın göz bebeğiydim.

Ama bana sorsan ben öyle miyim? Yoo yoo artık biliyorum ben bir senfoni orkestrasının tamamıyım, akışta kaldıkça melodilerimle huzur verenim. Ben akışta yaşıyorum, yaşadıkça var oluyorum , ben oluyorum....

Senin de sen olman dileğiyle...

(Allahım bu Amelie'nin filim müzikleri beni mest ediyor, teşekkürler her şey için piyano tuşlarında yaşa emi:)))