1 Ekim 2017 Pazar

Anne





















Bulanık geçen pazarlardan biriydi. Hava Grinin her tonuna gebe bir anne gibi katman katman uzayıp giden bir bunaltının esiriydik resmen. Günün rutinleri, koşuşturmaları, içilen kahve kıvamları derken Yoga dersine gitme zamanı gelmişti. Uzun zamandır yapılan spor seansları olsa da "yoga" için verilen uzun bir ara olmuştu. İnsanın kendini yaparken bu kadar iyi hissettiği bir şeye bu kadar uzun süre ara vermesi ne kadar da garipti.


Biz insanoğlu kesinlikle anlaşılmazdık. Anlaşılmak için doğmamıştık. Tüm söylevlerimiz anlaşılmak üzerine kurulu olsa da gerçek bence bu değildi. Doğamıza aykırı bir şeffaflık beklentisi içerisindeydik. Bu şeffaflık beklentili lakırdılarla çevrili sohbetlerde; alışılmış cevap kalıplarını kullanmak doğuştan gelen bir özellik gibi içimizde mevcut bir özellikti. "Ne Haber" diyen birine "İyilik" demenin adetten olması gibi bir öğrenilmişlikti. 

Yaşadığımız topluma uyum sağlamak ile uyumsuzluğumuzu gizlemenin arasında kalmış bir bencillikti yaptığımız. İstemiyorduk bilinmek. Bu su götürmez gerçeği kabullenebilen nadir kişilerin eteğindeki taşların dedikodularını yaparak büyüyorduk kimi zaman ama aslında avcılık içgüdüleri olan her hayvanda olduğu  kadar gizemli kalmak isteyen, diğer tüm gözlerden saklanmak isteyen yalnız birer mahlukattan fazlası değildik. Olamazdık da! Öyle ki keyif aldığı şeyleri yapmak yerine keyif alıyormuş gibi yaptığı şeyleri yapmayı seven kişilerin hazin sonunu yaşıyorduk. Toplumla var olan bireysel olarak ölen mahluklar topluluğunun mu bir parçası olacaktık yoksa bireyler hegomanyasının bir klanı mı? işte tüm hayat bu sorunun çevresindeki ilmeklerle örülüp gidiyordu.

Dedim ya sıradan grinin her tonunun bulunduran bir pazar sabahıydı ve ben uzun bir aradan sonra Yoga ile birlikte bedenim ile ruhumu buluşturmaya gidecektim. Spor salonuna girdiğimde çalan müzik ile birlikte salonun kokusunu, aynadaki görüntümü birleştirdiğimde gevşemeye hazır bedenim ile savaşa hazır zihnimin arasında bir yer seçtim kendime.  Ayna da ki yansımamdaki profesyonel saklanış gözümden kaçmamıştı. Matımın üstündeki yerimi alıp çıplak ayaklarımı yere temas etmekten vazgeçip, bağdaş kurup beklemeye başladım. Müzik ile beraber başlamamış yoga seansımın ilk gevşeme hareketlerini boynumu hafif hafif çevirerek başlattım. Naif sesli hocamızın komutları ile ağırlaşan hareketlerim ile zihnimin de durmasını umut ettim.
Yavaşla... 
Derin nefes al... 
Yavaş yavaş nefesimizi veriyoruz ve bizi zorlayan ne varsa bırakıyoruz...

Hocamın sesi bir taraftan zihnimi dinginleştirip ehlileştirmek için komutlar verirken bedenim gevşemeye başlamıştı bile. Zihnimin içine beliren yaramaz neşeli kız içimde o kasımdan ötekine gülerek koşup duruyordu. Onun değdiği her yer gevşiyor duruluyordu. Yaramaz zihnim ise kaçmaya devam ederek bir anda su üstüne çıkıveriyordu.

Gözümün önüne gelen o resim. O anne... Bir kadının en güzel halinin Anne sıfatını kazandığı an olduğunu gösteren o fotoğrafta takılı aklım ile Zahra'nın melodilerinde gezip duruyordum. İçinde ne istediğini bilen birinin kararlılığı olan o bakışlarda takılı kalmıştım. Genetik tüm zayıflıkların güce dönüştüğü Annelik anına itafen o fotoğraftaki kendimi buldum. Tüm çirkinliğin güzelliğe dönüştüğü o saflığın içindeki yerimi bulmanın ötesinde yerimi aldım.

Yavaşla...
Hiç bir şeyin önemi yok şu an da...
Sadece anda kal ve gevşe... 
Taşımaya çalıştığın tüm yükleri bırak burada bir değerleri yok...

Konutlar netleştikçe sırtımdan inen yüklerden bir apartman yükselmeye başladı. Renklerden çıkan merdivenler ile kırmızı mavi lacivert derken en tepede sklemen mavisi ile sonlandı terapi seansım. Kurdelalarımı sarkıttığım zihnimden bedenime inen ve beni özgürleştiren bir seans olmuştu. O an için bir anlığına da olsa özgürdüm. Zihnimde akan dalgalarda sakinleşen bir ben vardı .

Seansın sonundaki meditatif uyku ile dinlenmiş, kendi arayışımda ki haritamı görmüştüm.
Biliyordum, hep bilmiştim ...
Şimdide biliyorum, hemde ne bildiğimi... Şimdide istiyorum sadece bildiğimi...