10 Ekim 2014 Cuma

Tanrının şefkatli elleri...


     Tanrının şefkatli elleri her yerde, her zaman üzerimizde... Gerektiğinde ölmesini bilenler hak ettikleri yerde doğmayı hak edeceklerdir. Eskiler gömüldükçe yenilikler filiz vermeye devam edecekler.
       
      Hayat boşlukları sevmez, benim gibi... Eğer doğru yerde açmazsanız boşluklarınızı yanlışlarla dolu çöp tenekeleri olmaya devam edeceksiniz her zaman...

      Milatlarım var, yıldızlarla konuşmak hiç bu kadar keyif vermemişti...





10 Eylül 2014 Çarşamba

Abulia Günlükleri Vol 1

Açılıyor kartlar ve tek tek konuşuyor Tülin. Tülin ile hiç tanışmıyoruz aslında. Bir merhabadan öte bir iletisimimiz yok.

Yengem bahsediyor önce " Baho'nun bir arkadaşı var Selin. Çok iyi fal bakıyor." diyor. Dururmuyum tiyoyu almışım hemen organize oluyorum kuzenim ile ve bir buluşma ayarlanıyor.

"Kartları karıştır. "diyor Tülin. "Odaklanman önemli. " alıyorum elime tarot kartlarını ve başlıyorum karıştırmaya. Zaten karışık hersey diyor içimdeki bir ses. Duruyorum ve bırakıyorum kartları masaya. Ve bir soluk araliginda bir kart çekmek ile başlıyor hersey.

Aslında fallardan bir beklentim yok. Çok uzun zamandır kimse beni şaşırtmıyor. Fal bastırmak, fala bakan kişinin ruh halini analiz ederek eğlendiğim bir oyun benim için . Seçtiği cümlelerden o kişinin özeline inmek Alice in harikalar diyarı da olmak gibi. Tabii burada sağlam bir rol çalma var kabul ediyorum. Yapılacak bir şey yok, ben buyum.

Neyse Tülin bir başlıyor konuşmaya, ben ve tüm kadınlarım susuyoruz. Susuyoruz çünkü çok nadir olan bir şey gerçekleşiyor ve kendimizi ifade etmeye ihtiyaç duymuyoruz. Biz susarken Tülin bizim için zaten konuşuyor, ne de olsa seçtiği kelimeler bizim kelimelerimiz.

Ardı ardına çekilen kartların Tülin in aklında böyle kelimelere dönüşmesi gerçekten ilginç. O anlatirken ben baska dunyalara daliyorum ara ara. Sanki bir belgesel izler misali aramizdaki bu etkilesimin kelimelere dökülüşünü izliyorum. Bir taraftan hiç bitmesin isterken öte yandan hemen kalkmak istiyorum masadan. Başka birinden kendi cümlelerinizi duymak gerçekten rahatsız edici bir durum.

Neyseki her fal biter. En son cümlesini söylediğinde o çok yorgun ben ise dingin bir şekilde kalıyorum masadan. En son cümle hep aynı sonuca bağlar olayları; karar vermek senin sorumluluğunda, kaçamazsın.

Ben de kaçmak arzusuyla yanıp tutuşsamda, kaderin çok inatçı ve istediğini alıncaya kadar peşimi bırakmayacağını bilecek kadar çemberden geçtim.

....


posted from Bloggeroid

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Hayat kısa zaman uzun


Merhaba uzun sessizlik sonrası. .. dinlenmiş yeni fikirlere gebe belki aynı belki bambaşka biriyim... kim bilir ben bilirim efendim... bilirim.... tanırım kendimi... 33 yıldır kendim olmamanin bir çok şeklini ve yolunu bulmuşken. ..

posted from Bloggeroid

Merhaba

Uzun sessizlikler. ... dinlemeleri. ..sunmalıdır. ..

posted from Bloggeroid

4 Nisan 2014 Cuma

AŞK İKİLEMLERİN OYUNU


Aşk milyonlarca tanımı, tadı, yüzü olan yaşayan bir organizma. İçinizi sızlatırken bile sizi mutlu edebilen bir kaos.Böyle bir kaosu alıp tam ortasına bir ev dikeceğim diyorsanız, evinizin temel taşlarının sağlam değerler içermesine dikkat etmeniz gerekir. Haa yok serde gençlik var, "ne sağlam temeli bir bakışına atarım imzayı " diyorsanız bilinki bir sözünede  yazarsınız boşanma dilekçesini . Tabii şanlıysanız...

Severek evlenenler furyasını iyi tanırım. Ne de olsa o yollardan geçmedik mi? Lakin benim en önemli farkım hayallerimi gerçek yapacağım derken kabuslarıma uyanan biri olmamdan geçiyor. Bu özelliğim ile övünecek değilim fakat artık ağlayacak da değilim.Genel olarak kötü çekilmiş bir gerilim filmi havasında geçiyor günlerim. Hadi yönetmen hadi şu sahnede başardı heralde diyerek günlerimi heba mı ediyorum yoksa gerçekten bir şey mi biliyor da bekliyorum inanın daha ben bile çözemedim


Aslında tam da yukarıdaki resmin tecelli bulmuş haliyim.Aynen böyle kala kaldım.

"Hani sevgimiz sonsuza kadar sürecekti " nidalarının zamanı çoktan doldu. Biliyoruz ki yok öyle bir numara.
Bu Türk filimi repliklerini içimize küçükken enjekte ettiklerinden tüm bu bocalama. Çünkü izlediğimiz filimlerden edindiğimiz ilk intiba şu ilk önce mutlu olcağız. Mutlulukta en tepe noktasına ulaşınca mutlak bir sorun yaşayıp kopma noktasına geleceğiz, biraz sürünüceğiz ve bolll bolll (reklamlardaki gibi) ağlayacağız ve filimin ilk yarısını bitireceğiz. İkinci perdenin başlamasıyla mucizelerde havalarda uçuşacak yani iyi oğlan ile iyi kız (hemde kızın istediği gibi) kavuşacak. Gerçek hayata döndüğümüzde ilk bölümde sorun yok, amenna çeşit çeşit yaşadık. "Hani sevgimiz sonsuza kadar sürecekti "nidalarını attık. Ağladık, yemekten kesildik, dahaçok yedik, kızdık vb  her duyguya büründük. Lakin bir türlü ikinci bölüm başlamadı.  Demek ki sorun ikinci bölümün bir türlü gelmemesinde yada daha doğrusu  bizim geleceğine olan inancımızda.

Gelmiyor arkadaşım, o ikinci bölümde senaristler atmış tutmuşlar. Yönetmende vermiş gazı oyunculara ve bize de patlamış mısır yemek kalmış. O yüzden arkadaşım o temeli sağlam öğeler üzerine oturtmazsan birinci bölümü yaşar, ikinci bölüm de bekler durursun. Yada biraz şanslıysan filimi sonlandırır kendine yeni bir yapım şirketi ve senaryo bulur gerçek yaparsın.

Valla beni sorarsan.... yok yok sormazsın sen zaten biliyorsun ki:))))

Hadi rast gele...

3 Mart 2014 Pazartesi

Hastalık,Azap ve doğum


Nietchze nin sık sık şiddetli derecede baş ağrıları çektiği bilinen bir gerçektir.Yanlız daha çok bilimeyen kısmı Nietchze' nin bu ağrıları betimleme şeklidir. Nietchze 'ye göre bu ağrılar yeni fikirlerini doğururken yaşadığı doğum sacılarıdır.Bana göre güçlü kişiliklerin zayıf oldukları noktalar ile başedebilme şekillerinden seçkin bir örnek.

Acı insanları değiştiren, şekillendiren bir gerçek.İster ruhu ister bedeni çeksin acı girmiş bir canlıyı tanımamak imkasız. bu seeye aithastalıklarım bile bir acayip,resmen döüşümüde devamıda getiren hastalıklar atlatıyorum. 2 günlük hastalık macerası birömre bedel çöp götürdü içimden. yaklaşık 46 saat ilaç içmek için kalkmak dışında yataktan kalkmadan korkunç baş ağrıları içinde Allah esirgesin ama kabir azabı gibi geçti. Görülen rüyaların,kabusların haddi hesabı yokken ölüm nicel bir gerçeklik gibi karşımda duruyordu. Nietchze'yi üçüncü günün sabahı, ağrısız bir güne uyandığımda anladım. Bu boşluk hissi, garip bir huzuru da beraberinde getirdi.Resmen acı ile kimyam değişti. Olduğu yerde duran korkularım, onları besleyen anılarım ise yoktular. Dolayısıyla korkularımın mihenk taşları kırıldı ve yok oldular. 

Acı insanı değiştiriyor. Daha katı, daha bencil kılıyor belkide. Şu an içimde dönen kararlar canımı çok acıtsada en azından yapmama sebebimin korkularından daha başka bir sebep olduğunu biliyorum. Ama kaçınılmaz bir sona sürüklendiğimi düşünüyorum. Engellemek istedikçe,önünde durmak istedikçe tekrarlayan ve her seferinde şidettini artırarak devam eden garip bir hal alan bir arap saçı. Gücüm senden, sabır senden, derman senden. teslimim daha da gayri sözüm yok.

21 Şubat 2014 Cuma

Başlıksız, boşluksuz...


Bugün başlık seçmek de zorlanıyorum. Her zaman akarken bugün kelimeler beynimde boykot halindeler. İş yerinde çok konuşup,çok anlatmaktan olsa gerek. Sıkıştırılmış deneyim hizmetleri sunumu beynimi allak bullak etti kısacası. Ama yazmak istiyorum, bir şekilde beynimi boşaltmak. 

İnsanlar aynı kaptan yemek yediğinde ya suyundan ya huyundan alıyor bir şekilde. Genelleme bu olsa da özelde değişiklikler her daim mevcut, buna itirazım yok. Fakat bu genellemeden yola çıkabileceğim örnekler dolu etrafım. Aynı şirkette çalışmış olmak, aynı okulda okumak bunlara iyi birer örnek. Ama sanırım ben daha çok densiz olanlarından bahsetmek istiyorum. Varlığı ile rahatsızlık verenlerinden, haddini bilmeyenlerinden.

Dün bunun için iyi örnek oluştarabilecek bir durum yaşadım ve bir karar verdim. Kişilere kim olduklarını açıkça söyleyeceğim artık. Zerafet ve nezaket görgüsüz, cahil insanların kalıbı değil. Onlara on numara büyük geliyor. Hele birde yerini hazmedemişlik varsa tamam alın size kocaman bir bok çukuru. En başından haddini bildirip mesafeni direkt koyacaksın ki sana bulaşmasın pisliği.Yok bu insan düzelir dersen nafile,hele iş yaşamındaysa asla. Çıkar dünyası bir kere. Çamur at izikalsın demiş atalarımız, boşunamı söylenmiş bu söz. Mümkün değil, kim bilir ne kadar bu duruma maruz kaldılarki kalıplaşıp günümüze kadar geldi. Eveliyattan var olan bir şeyi değiştiremiyorsanız, nano teknoloji kullanacaksınız.Başka çare yok. Ezeceksiniz boyuna ve kim olduğunu haykıracaksın her fırsatını buldukça.

Evet durum bu. Fevri bir çıkış ama bazılarına gerçekten lazım...

Haydi eller havaya:)))

11 Şubat 2014 Salı

Neşe Kaplı, Hüzün Kokulu Drajeler




Klişeler diyarında gezerken insan pek fazla şaşırmaz yaşanılanlara, her şey olması gerektiği gibidir. Şikayetler, istekler, serzenişler, alınan tatlar aynıdır. Ayrılıkları aynılaştırırz biz.

Ama öyle bir gün gelir ki masallarda olacak türden bir şey gerçekleşir ve bir şey değişir bir bakmışsınız ki aslında her şey değişmiş. Tabii bu sizin okuduğunuz türden çok, yaşadığınız hayata uyumludur. Benim ki daha çok masalların başında olan değişikliklere benziyor aslında. Aynı külkedisinin başına üvey anne gelmesi yada uyuyan güzelin doğumkutloamasında lanetlenmesi gibi...

Zıtlıklar harmonisi yaşadığım. En anlaşılmadığım anda anlaşıldığım için çırılçıplak hissediyorum kendimi. Ve daha da acayip olanı hep çıplak olduğumu fark etmem . Bütün dengem alt üst oldu inanın birden. Bu dengesiz karmaşayla beraber tüm çababmın anlaşılmamak üzere kurduğumu anlamış durumdayım.  Asıl yükümün ketumluktan geldiğini fark ederken, anlaşıldığım anda kendimi çok savunmasız buldum. Bu da çok değişik bir yüzleşme oldu kendimle. İçime çok dokundu ve ağla ağla bitiremedim sanki.

Hep anlaşılmanın insana ferahlık kattığını sanırdım ama güçlü görünmek isteyen karekterlere göre değilmiş anladım. Gerçi yüküm bir nevi hafifledi inkar edemem fakat istediğimin böyle bir hafifleme olduğunu hiç sanmıyorum. 

Bu yıl kaderimin değişik planları var benim için belli. Üstüme yük olanlardan kurtulmak, yeni güzellikleri hayatıma katmak gibi...

Yöntemlerini pek beğenmesemde sana teslimim...




4 Şubat 2014 Salı

Vurmayın,Öldüm...


Ali  İsmail Korkmaz, bir zamanlar kendi halinde bir genç delikanlıydı. Ailesi, mahallesi ve okul arkadaşları bilirdi onu. Biz tanımazdık. Şimdi her yerde gördüğüm o gülüşü hiç bilmedim mesela. Hiç duymadım sesini yada hiç bakmadım gözlerine. Hoş şimdi istesemde duyamam, bakamam gözlerine. Onun sesi kesilip, gözü kapanınca, bedeni toprak olunca tanımak nasip oldu. 

Varlığıyla bize neler kattığını yokluğu ile anlattı Ali. 

Üzerinde dolaştığımız her santimetre karesinde ayrı bir hikayesi olan, karış karış tarayıp vatanım dediğim bu topraklarda savaş da, kan da ezelden beridir hiç eksik olmadı. Bu topraklar üzerinde ne kalleşçe oyunlar oynandı ne yavrular yuvasız ne yuvalar sahipsiz kaldı. Eskiler öyleydi de şimdiler başka mı?

Sene 2013, teknolojinin dakida geliştiği yenilendiği, bilimin koşar adaımlarla ileriediği yani her şeyin süratle yaşandığı bir zaman. Öyle bir zaman ki kansere çare bulunduğu halde, kaznılan rantlardan vaz geçmemek için çaresi söylenmeyen bir zaman. 

Para herşeyin efendisi. İnsanlık yerlerde yekle yeksan.



Ali böyle talihsiz bir zamanın kahramanı. Öyle bir kahraman ki, kahraman olması için ölmesi gerekenlerden. Ölüm kimseye yakışmaz arkadaş, lakin sana hiç yakışmadı Ali. İnan bakamıyorum resimlerine, bakamıyorum çünkü  buram buram yaşam kokuyor o resimlerin. Her bakışın umut dolu, her gülüşünün yarını var belli. Ama bugün yoksun Ali.

Mesela anneni hiç anlamak istemiyorum biliyor musun? Gerçi hangi anne isterki anlamak. Her annenin ilk temennisi değilmidir evladıyla beraber olmak, yaşlanmak, önce nefesini teslim etmek. İş böyle olunca Ali, annenin en zarif sözü bile içimi kanatamaya yetiyor, bir ah deyişi en acı işkencelerden bile daha zor geliyor. Nefes alamıyorum inan. Senin yokluğun içimi acıtıyor Ali. Kalleşçe oynanan bir oyunun kurbanı olmanı hazmedemiyorum. İsminin mahkeme köşelerinde anılmasına, karalanmaya, yok sayılmaya çalışılmasına katlanamıyorum.

Anlayacağın hiç bir şey senin canından daha kıymetli değildi. İşin gerçeği bu.

Bunu bir video oyunu gibi oynayanlar, oyunu yeniden başlatmak istediklerin de olmayınca ne hissettiler acaba? Şimdi senin canını alanlar rahatlar mı ? Kendilerini kahraman gibi hissediyorlar mı? Bilmiyorum, bilmekte istemiyorum aslında. Bu oyun çok canlar yaktı Ali. Ama en çok seninkini.

Velhasıl uzun lafı kısası sen yattığın yerde rahat mısın bilemem ama ben yattığım yerde hiç rahat değilim. Bilmeni istedim.

Dualarım seninle ve ailenle... Allah mekanını cennet etsin.

#aliismailkorkmaz


21 Ocak 2014 Salı

Tam teslimiyet...


Karmakarışık dönemleri atlatabilmek için geçmişteki karmakarışık bağları çözmek gerek. Bu çözüme niyet ettiğiniz anda hayat size tüm olanaklarını sunmaya başlıyor zaten . Siz fark etseniz de etmeseniz de. Biliyorsunuz daha önce sizlere bu niyetimden defalarca bahsetmiştim. Ve son zamanlarda algımın ve enerjimin ne kadar açık olduğundan da. Artık tap noktasındayım bu durumun. Öyleki dün iş yerimde bir doktorumla nöralterapiden bahsediyor,ücret politikasınının bu bölge için ne kadar olması gerektiğinden konusuyorduk. Doktorum bu bölgenin özel işlemler yaptıramayacak bir kesim olduğunu söylerken telefonum çaldı ve sekreterim nöralterapi yaptırmak isteyen bir hasta olduğunu görüşmek için bana  aktardığını iletti. Doktorum şok olmuştu ve nitekim biz o hastayı aldık hatta çarşamba gunu ikinci seansına girecek.

Cumartesi günü ikinci terapime gittim. İlk sefer umutsuz olsamda bu ikincisinde özlem beni yakalamayı başardı. Öyleki farketmeden bugüne kadar kusur olarak gördüğüm bazı özelliklerimin aslında bana bahşedilen armağanlar olduğunu ve bu armağanları kabul etmem gerektiğini anlattı. Senin yaratım gücün çok güçlü, bence bu özelliğini isteklerin üzerine yoğunlaştırabilirsen hayat sana karşı daha bonkör görünecektir dedi.Ve işin en güzel yanı dabunları söylerken bana gerçekten inanıyordu.O günle beraber kendimi daha iyi hissediyorum.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Biophilia ve necrophilia arasında kalp çırpıntılarım


Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var.
Nietzsche


Bir karanlığın en ucundayken geçmişim kocaman dipsiz bir kuyu gibi. Gece karanlık, sessizlik en buyuk gürültü bu akşam. Konuşan hiç kimse yok içimde, ilk defa yapayalnızım. Bu sessizlik huzur vermiyor bana. Uçuruma sırtım dönük, bekliyorum. Nefes alışımın tek kanıtı, soğuk hava. Yavaş çekim oynayan bir filim karesi gibi. Zaman pelte misali çok ağır. Tenimi okşayan tatlı bir meltem var. Saçlarımı havalandıran, eteğimi korkutan.

Eteğim asi bir kız çocuğu misali pervasızca uçurumda salınıyor. Çok uzaklarda tatlı bir sohbet, sıcak bir dost var belli. Anılarımda kalan bir orman kokusu ve o melodi var hatırlamakta zorlandığım.  

Bakışlarda ki o düşmanlık beni kendine hapseden. Başımı ne tarafa dönsem o nefret dolu kara kapkara bakışlar. Bir şahsa ait olan ama sanki herkese bulaşmış olan hastalıklı bir bakış bu. Matrix filminin kısametraj türk işi çakması misali. 

İç karartıcı olan bina değilmiş.Bu binada yaşayanlarmış.Üzerimdeki zırhımla minnacık ışıklardan kocaman bir güneş yapıyorum. Yoksa burada ölmemek elde değil. Sevimli canavarlar filimi misali yönetim bizim çığlıklarımızdan,sinir harblerimizden besleniyor.

Bugün beni yerime gelen sevgili yeni kurbanları ile tanıştırdılar. Öyleki hakkımda neler söylediler ise artık, kadın yardım isterken temkinli ses tonu ile konusmaihtiyacı hissetti. Sistemin eski kurtlarından belli. Sinsi ve ben bilirim harafları fazlaca var. Kurumsal bir yapının içinde buyuyup gelmiş, buradaki anti kurumsal yapıyı çözmesi pek vaktini almaz sanırım. Kadının benim yerime gelmiş olmasından çok onda daha öncelerden tanıdığım ve o zamanlardan beri hoşlanmadığım bir tını var. Fazlaca önyargılıyım sanırım. Neyse beni çok ilgilendiren bir durum olmamak ile birlikte neler olacağını hep beraber izleyip göreceğiz.

Bu arada yarın sınav sonuçları açıklanıyor. Gerçek ile yüzleşmeye azkaldı.

7 Ocak 2014 Salı

Git gel akıllıyım,keşke gel Git akıllı olsam...


Öğüt zamanında taze yenmemiş bir ekmeği başkasına bayat yedirme denemesidir.
                                                                                                                Özdemir ASAF



Ah keşke o bayat ekmekleri zamanında yeseydim. Şimdi bu saçmalıklar yerine daha mantıklı şeylerle uğraşıyor olurdum. Gerçekten insanın kendisine ettiğini, bir başkası düşman olsa yapamaz. Hayat zaman ile değişen çerçeveleri olan bir algı havuzu. Bence tüm taşlar olması gereken yerde dururken bizim taktığımız algı gözlüklerine göre hayat değişiyor. O yüzden sen başka ben başka bir dünya anlatıyoruz çocuklarımıza. 

Bu aralar zorlu zamanlar geçirmekte olan bunalmışbir kişiolarak karşınızdayım. Oyüzden benim pencerem şu anki odam kadar kasvetli ve karanlık. Kendimi mutlu etmek, iyi bir şeyler bulmak için çok çabalıyorum. ama bazen de o çabayı bile kendime çok görüyorum. Ciddi mutsuzum. Ve Polliyanna gibi düşünebilmekiçin harcadığım enerjiler sanırımbeni zayıflatacak cinsten:))) Heyy harika hala espiri yapabiliyorum. Aslında gerçek şu,olanlar karşısında şoktayım. Ve bu şok hali beni duygusuz bir insan yaptı. Hissetmiyorum. Hayal kuramıyorum. En kötüsü umut edemiyorum.

Şu bitmek bilmez karmaşık zamanlarımdan bir demet halindeyim.Zihnime vurulan pangaların esareti üzerimde... Kızgınım, daha çok da kırgınım.

Bozuk plak...



Tekrar eden rüyalar, iki ayrı hayata sahip olmak gibi... Öylesine canlılar ki... Hangi olay gerçekten yaşandı, hangisi rüya bilmek gittikçe zorlaşıyor. Asıl sorun ise o his...  

Düşünsenize geçmişte bir kez öldürülmeye çalışıldınız ve kurtuldunuz. Her şey bitti diyor, unutmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Fakat güneş batıp gece olduğunda zaman duruyor ve rüyanızda hep öldürüldüğünüzü görüyor, ölüm korkusunu yaşıyor ve gerçek sanıyorsunuz. O korkunun en uç noktasında uyanıyor rüya olduğu için şükrediyor, bir bardak su içiyor, terinizi silip, yatağınıza derin bir solukla uzanıyorsunuz. Ama bu kabus hergece her gece sizi uyandıran,hayatınıza dahil olan bir olgu olmaya devam ediyor. Ve siz bir bakmışsınız her ne yaparsanız yapın o duyguyu her gece, her gece sanki gerçekmiş gibi yaşamaya mahkum bir esir misali uyumaktan korkar olmuşsunuz.

Ben bir esirim. İşte benim gecelerimin gerçeği. Kendimi  bozuk plağa benzetişim sırf bu yüzden. Bunlarda benim çiziklerim, istemsiz tekrar edişlerim.

....