11 Haziran 2015 Perşembe

Yan(ıl)sa, Sar(ıl)sa...



İçimdeki sessizlik uzayıp gidiyorken, dingin bir heyecan var içimde bir yerler de. Aklım ile anlamlandıramadığım ama içten ayak seslerini hissettiğim bir heyecan. Bir şey geliyor hayatıma, bir kapı açılıyor önümde. Aramadan bulduğum bir şey gibi, yeni ama tanıdık sanki. Geçmiş yaşamlardan, genlerimden gelen bir şey belki de.
 
Fazladan bir yaprak düşer ise hayatın akışı değişir demişti biri bana. O fazladan yaprak düştü bir yerlerde ve şimdi ardı arkası kesilmeden gelen değişimler hissediyorum.
 
İyi ki varım...

9 Haziran 2015 Salı

Baykuş kanatlarına yüklü kelimeler....

Baykuş kanatlarında yüklü kelimeler sessiz ve duygusuz. Kanat çırpınışlarındaki bilgelikten eser yok benim çırpınışlarımda. Kulaklarımla duyuyor, gözlerim ile görüyorum ve en acısı içimde biliyorum geçmişi, şimdiyi ve geleceği... Çok bilen de yanılır misali bu kadar olasılık benim için bile fazla... Kararsızlık beni günden güne çökerten... Karar vermeyi zorlaştıran tek şey iyi anılar o kadar... Yoksa boşluğu olmayan birisinden vaz geçmek bu kadar zor değil. Günlerdir yalnızım ve aramıyorum onun varlığını... Sesini duymamak beni rahatsız etmiyor. Yılların elimizden aldığı şeyin, çıkan bilançonun bedeli sandığımızdan çok ağır. Bu duygu karmaşasının içinde kendime dönüp baktığımda tarifi mümkün olmayan bir sükûnet ve dinginlik ile sarmalanmış durumdayım. Korkularım esen rüzgar gibi bir var bir yok misali.
 
Ağustosu bekle diyor Bayan Yıldız. Haziran Temmuzu bir geçir... Bu kadar yıldır bekleyen biri için değişik bir tavsiye. Durmak istemiyorken biraz daha durmak, zor geliyor şimdi.
 
Karmaşaların insanı mıyım? Yoksa kendime en çok karmaşa içinde mi seviyorum bilemiyorum bazen. Saçma sapan bir yığın olayın içinde boğuluyorum....
 
Karman çorman zamanların kadınından selam olsun tüm kaderimdeki olasılıklara, korkmuyorum, hepinize açık kapım...
 
Hayat, canını yediğimin hayatı... Sakin ol dingin ol huzur dolu ol benim için...
 
 
 

6 Haziran 2015 Cumartesi

Yapma Haziran...



Yapma Haziran, deşme yaralarımı. Kanayan yaralarıma basma tuzunu... Kasvet dolusun, hüzün dolusun....

Akşam serinliği çöktüğünde bir sis iniyor üstüme, adımlarımın sıklaşması sırtımdaki ürpermeden mi bilemedim? Üşüyorum, haziran mı soğuk yoksa yüreğime inen kış mı ?

Olmuyor olmuyor olmuyor... Düzelmiyor yapılmıyor... Umutlarım kırık, taştan duvarlarım yüksek.

Kimsin sen? nesin ?