Yine içi sıkıldı nereden de hatırladı tekrardan, o koridorların kasvetini. Nefret dolu bakışlar geldi gözünün önüne. Yine gözlerini kapadı, yavaşça yaktı sigarasını ve bu sefer derin bir nefes almayı tercih etti. İçinde bir yerlerde huzursuzluk hakimdi, sanki arkasına dönse odasının bir köşesinden ona bakan nefret dolu gözler görecekmiş gibi geliyordu hala ve o bakışları her hatırladığında içi sıkılıyordu.Kadem odanın içinde yavaş yavaş dolanıyordu. Kapana kısılmış bir yani olduğunu hissediyordu. hafif telaşlı olmasını açıklamak, gece kaçan uykuların hesabını sormak derken kendine bile itiraf etmekten çekindiği bir düşüncenin eşiğinden dışarı bakmaktaydı.Ne zaman bu hale geldiğini merak etti. Hiç istememişti oysaki. Ne kadar çok ısrar etmişlerdi bu görev için. Kendi kendine güldü, bunun için mi emekli olmuştu. Dudaklarında asılı kalan gülüşüne inat o gerçeği biliyordu. İstediği her şeye sahip olduğu için bırakmıştı, en azından aklı ona bunu fısıldamak için çok çabalıyordu fakat o gerçeği biliyordu, kaçmıştı. Kaçtığını sanmıştı çok uzaklara ama şimdi anlıyordu ki kaderine yeniden yakalanmıştı.Bir kez daha kızdı, çok uzun süre önce bıraktığı sigarasından hayali bir nefes aldı, usulca camın üstüne dalga yayılmasını hayal etti. Hayallerinde çok iyi bir tiryakiydi, bu özelliği ile gizliden gizliye övünmeyi de sevmez değildi hani. Yine öyle yaptı, usul usul içti sigarasını, yudum yudum üfledi. Nasıl olsa hayatında değişmeyen alışkanlıkları vardı, Leonard (Cohen) 'nun sesi odasındaydı her daim. Yine usul usul bir şeyler fısıldıyordu kulağına...Ağustos ayının sıcak bir gününde yeni görevine başlamıştı. Başlarken bu kadar içine girmeyi hedeflemişti ama ne beklediği gibi gitmişti ki bu gitsindi. Yönetici olmayı hiç istememiş ama hep olmuştu. Kendi sorun olan, derdi olan gelirdi kapısına. Hiç hayırlı bir şey için çalınmamıştı kapısı, birde üstüne tüm o dernek toplantıları tam çekilmez kılıyordu yaşamı. Bir öğrencilerine kıyamazdı, onlarla iken kendini iyi hissediyordu. Ne de olsa onlar değil miydi ülkenin geleceği. Tamam, tamam her birinde olan o yaşam enerjisine hayrandı, onlarla iken kaygılanmasına gerek kalmıyordu. Onların varlığı kendi umutlarının suyu gibiydi. Varlıklarıyla suluyordu kendini. Adil bir alışveriş sayılırdı. Koca insanlığa çare olacak; yıllar içinde edindiği bilgi ve tecrübesini onlara verirken karşılığında sadece kendine yetecek kadar umut alıyordu. Onun verdiğinin yanında bir kırıntı tanesi kalırdı, neymiş birazcık umutmuş, pes yani.Bir kez daha kızmadan edemedi, "hadi oradan sende " dedi boş odaya. Hayali bir sigara daha çekti canı, o da kendinden esirgemedi bu zevki. Bu sıralar anlamsız bir öfke doluydu içi. Ne zaman nerede açığa çıkacağı pek bilinmeyen.
Mırıldanmaya başladı, usulca eşlik etti şarkıya "Show me the place..." Koca odaya sığmıyordu benliği, öyle ki odanın içinde adımlayarak aşındırılacak başka hiç alan kalmamıştı. Ama kafasını toplamakta zorluk çekiyordu. "Ağustosta kabul etmeyecektim" diye geçirdi içinden. Kendi dahi farkında değildi nasıl olduğunun yada fazlaca farkındaydı kim bilir. Herneise ne önemi vardı ki artık. Sonuçta artık ağustos değildi, dışarıda yağmurlu bir hava bile vardı. Camın ötesindeki manzarada damla damla akan yağmur suları değil düşünerek geçirdiği günleriydi. Hiç bir şey değil bu belirsizlikti onun canına okuyan. Geceleri uyuyamadığı uykusuydu sinirlerini geren. Sabah olmak bilmiyordu gece uyandığı zaman.
Anlamış olabilir mi? diye düşündü çok derininden, sessizce. Sanki orada bile rahat değildi, kendi bile duyabilirdi bu düşüncelerini ki, o bile duymak istediğinden artık o kadar emin değildi.
"Yok, Hayır" dedi tekrardan boş odaya "Mümkün değil" diye tekrar etti. Bildiğin boş oda ile sohbet ediyordu oturduğu yerden bir de Leonard 'ın o puslu sesi vardı yanında "Show me the place, help me roll away the stone ,Show me the place, I can't move this thing alone, Show me the place where the word became a man "Oofff dedi, çok sıkılmıştı artık bu durumdan. Olabilirdi bal gibi, neden olmayacaktı ki. Hiç görülmemiş şey miydi sanki. Şimdi otursa saysa yüzlerce arkadaşının adını sayabilirdi.
Farkında olmadan o kadar çok konuşmuştu ki boş oda ile onu odasında hiç rahatsız etmeyen eşi bile merak edip ona bakmak için yanına uğrama ihtiyacı hissetmişti. İstemeye istemeye düşüncelerinden sıyrılmak zorunda kaldı. Yine akşam çökmüş, bir hafta sonu daha yaklaşmıştı. Cuma da bitti mi Keyifli gündü cumartesi. Usulca yattı yatağına ve gözlerini kapadı tüm olanlara...
Ama ne hikmet ise sabah çok kötü başlamıştı yine, gece uykusundan uyanmış ve tekrardan uyuyamamıştı. Aklında uçuşan fikirlere sahip olamadığı gibi yakında aklına da mukayet olamayacaktı sanki. Herkes ondaki değişimin farkındaydı. Farkındaydılar da farkında olmadıkları başka şeylerde vardı. Nedenleri konusunda ciddi yanılgı içindelerdi. Huzursuz ve mutsuz görünüyordu, bu halini özgürce sergilemekten de çekinmiyordu. Yetmişti bu kadar süre, tak etmişti canına artık o sinir bozucu tüm süreçler. Sağ olsun iş yeri de bu ruh halini özgürce sergilemesi için uygun koşulları bonkör bir şekilde sunuyordu önüne. Kimsenin çok da "Neden ?"diye sorması gerekmiyordu haliyle. Ama işi kimseler ve herkeslerle değildi ki.
O da tatlı tatlı soruyordu ara sıra. Hatta bazı sohbetlerde baya koyulaşıyordu muhabbet. Tam dilinin ucuna geliyordu bir şeyler sonra başka bir zaman konuşuruz diyerek hep erteliyordu kendi kendine. Çok kendi kendineydi zaten, sinir bozucu olan da bu değil miydi? Ama artık o bile sinirine dokunuyordu. Her halden eğlenir bir hali, her lafa verilecek bir cevabı vardı sanki. Anlamıyordu, sabah karşılaşmalarında üstü kapalı, söylemesi gerektiği ile ilgili zaten hem fikir kalmamış mıydı? Doğru muydu? Söylememi mi istiyordu? Huzursuzluğu kat be kat artmıştı, Mülayim efendi ile Solomon' un hikayesine dönmüştü olay. Varsın o da bilsindi. "Yok bilmesin" dedi yine usulca. Bir sağa bir sola gitti dayanamayıp soluğu onun yanında aldı. Telaşlı hali devam ediyordu, kazara sussa vazgeçmekten korkar bir hali vardı. Bir hışımla içeri girmiş, karşısına geçip oturmuştu. "Hadi konuşalım bakalım" diyerek söze girmişti
Söylemek istediklerini söyleyemese de anlatmak istediğini anlatmıştı. Belki kafasında bu ana dair binlerce son yazmış, çizmişti Kadem ama şu an yaşadığı sona dair en ufak bir fikre dahi kapılmadığına yemin edebilirdi. İnanamıyordu tüm olanlara.Yanlış anlamak neyse işte onu yapmıştı, hatta bununla da kalmamış kendinden sakladığı sırrı ifşa etmişti hemde kendi ağzıyla. Kendine kızgındı ama ona daha çok. Düşünmesi lazımdı yeniden, uzak durmak, yok saymak en iyisiydi. Çok da güzel bir karar vermiş, açık açık ifade etmişti kendini. Bundan iyisi Şam da kayısı değil de neydi ki?
Değildi işte, zulüm gibi geçti ondan sonraki zaman. Aynı yükseklik korkusu olan birini yüksek bir alana çıkartıp "sakın aşağıya bakma" demek gibi bir şeydi bu yaptığı. Daha bakma derken bakma gafletine düşmek tamda böyle bir histi. Kaçan uykuları birleşip huzursuz bir ağırlık ile göğüs kafesini sıkıştırıyordu. Sıkıştı, sıkıştı, sıkıştı nefes almak hızlanan nabzına rağmen imkansızlaştı, tıkanmıştı... Boğuluyordu sanki. Bir nefes alma çabası....
Ve kan ter içinde uyandı uykusundan. Bu rüyalar da fazla oluyordu. Yatak sırılsıklamdı, gecenin karanlığı odanın her yerindeydi. Sakinleşmek için içinden ona kadar saydı. Ve her zaman yaptığı gibi yatağından usulca kalktı, kitaplarından birini aldı ve çalışma odasına geçti.
Önce gözlerini kapadı ve yaşadığını sandığı şeyin rüya olmasından kaynaklı derin bir rahatlama hissinin tüm bedenini ele geçirmesine izin verdi.
Derin bir nefes aldı ... Sağ cebinde bulunan sigara paketinden bir sigara çıkardı ve hiç düşünmeden yaktı. Tütünün alev alıp korlaşmasını izledi. Derin bir nefes içine çekti ve yavaş yavaş üfledi. böyle bir kaç saniye bekledi...
Kitabını aldı kucağına, son bir nefes alıp sigarasından gecenin sessizliğinde, kitabında kaldığı sayfayı açtı, hafif bir gülümseme belirdi dudaklarında ilk cümleyi okudu, daldı gitti uzaklara...
Ve kan ter içinde uyandı uykusundan. Bu rüyalar da fazla oluyordu. Yatak sırılsıklamdı, gecenin karanlığı odanın her yerindeydi. Sakinleşmek için içinden ona kadar saydı. Ve her zaman yaptığı gibi yatağından usulca kalktı, kitaplarından birini aldı ve çalışma odasına geçti.
Önce gözlerini kapadı ve yaşadığını sandığı şeyin rüya olmasından kaynaklı derin bir rahatlama hissinin tüm bedenini ele geçirmesine izin verdi.
Derin bir nefes aldı ... Sağ cebinde bulunan sigara paketinden bir sigara çıkardı ve hiç düşünmeden yaktı. Tütünün alev alıp korlaşmasını izledi. Derin bir nefes içine çekti ve yavaş yavaş üfledi. böyle bir kaç saniye bekledi...
Kitabını aldı kucağına, son bir nefes alıp sigarasından gecenin sessizliğinde, kitabında kaldığı sayfayı açtı, hafif bir gülümseme belirdi dudaklarında ilk cümleyi okudu, daldı gitti uzaklara...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder