21 Ocak 2014 Salı

Tam teslimiyet...


Karmakarışık dönemleri atlatabilmek için geçmişteki karmakarışık bağları çözmek gerek. Bu çözüme niyet ettiğiniz anda hayat size tüm olanaklarını sunmaya başlıyor zaten . Siz fark etseniz de etmeseniz de. Biliyorsunuz daha önce sizlere bu niyetimden defalarca bahsetmiştim. Ve son zamanlarda algımın ve enerjimin ne kadar açık olduğundan da. Artık tap noktasındayım bu durumun. Öyleki dün iş yerimde bir doktorumla nöralterapiden bahsediyor,ücret politikasınının bu bölge için ne kadar olması gerektiğinden konusuyorduk. Doktorum bu bölgenin özel işlemler yaptıramayacak bir kesim olduğunu söylerken telefonum çaldı ve sekreterim nöralterapi yaptırmak isteyen bir hasta olduğunu görüşmek için bana  aktardığını iletti. Doktorum şok olmuştu ve nitekim biz o hastayı aldık hatta çarşamba gunu ikinci seansına girecek.

Cumartesi günü ikinci terapime gittim. İlk sefer umutsuz olsamda bu ikincisinde özlem beni yakalamayı başardı. Öyleki farketmeden bugüne kadar kusur olarak gördüğüm bazı özelliklerimin aslında bana bahşedilen armağanlar olduğunu ve bu armağanları kabul etmem gerektiğini anlattı. Senin yaratım gücün çok güçlü, bence bu özelliğini isteklerin üzerine yoğunlaştırabilirsen hayat sana karşı daha bonkör görünecektir dedi.Ve işin en güzel yanı dabunları söylerken bana gerçekten inanıyordu.O günle beraber kendimi daha iyi hissediyorum.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Biophilia ve necrophilia arasında kalp çırpıntılarım


Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var.
Nietzsche


Bir karanlığın en ucundayken geçmişim kocaman dipsiz bir kuyu gibi. Gece karanlık, sessizlik en buyuk gürültü bu akşam. Konuşan hiç kimse yok içimde, ilk defa yapayalnızım. Bu sessizlik huzur vermiyor bana. Uçuruma sırtım dönük, bekliyorum. Nefes alışımın tek kanıtı, soğuk hava. Yavaş çekim oynayan bir filim karesi gibi. Zaman pelte misali çok ağır. Tenimi okşayan tatlı bir meltem var. Saçlarımı havalandıran, eteğimi korkutan.

Eteğim asi bir kız çocuğu misali pervasızca uçurumda salınıyor. Çok uzaklarda tatlı bir sohbet, sıcak bir dost var belli. Anılarımda kalan bir orman kokusu ve o melodi var hatırlamakta zorlandığım.  

Bakışlarda ki o düşmanlık beni kendine hapseden. Başımı ne tarafa dönsem o nefret dolu kara kapkara bakışlar. Bir şahsa ait olan ama sanki herkese bulaşmış olan hastalıklı bir bakış bu. Matrix filminin kısametraj türk işi çakması misali. 

İç karartıcı olan bina değilmiş.Bu binada yaşayanlarmış.Üzerimdeki zırhımla minnacık ışıklardan kocaman bir güneş yapıyorum. Yoksa burada ölmemek elde değil. Sevimli canavarlar filimi misali yönetim bizim çığlıklarımızdan,sinir harblerimizden besleniyor.

Bugün beni yerime gelen sevgili yeni kurbanları ile tanıştırdılar. Öyleki hakkımda neler söylediler ise artık, kadın yardım isterken temkinli ses tonu ile konusmaihtiyacı hissetti. Sistemin eski kurtlarından belli. Sinsi ve ben bilirim harafları fazlaca var. Kurumsal bir yapının içinde buyuyup gelmiş, buradaki anti kurumsal yapıyı çözmesi pek vaktini almaz sanırım. Kadının benim yerime gelmiş olmasından çok onda daha öncelerden tanıdığım ve o zamanlardan beri hoşlanmadığım bir tını var. Fazlaca önyargılıyım sanırım. Neyse beni çok ilgilendiren bir durum olmamak ile birlikte neler olacağını hep beraber izleyip göreceğiz.

Bu arada yarın sınav sonuçları açıklanıyor. Gerçek ile yüzleşmeye azkaldı.

7 Ocak 2014 Salı

Git gel akıllıyım,keşke gel Git akıllı olsam...


Öğüt zamanında taze yenmemiş bir ekmeği başkasına bayat yedirme denemesidir.
                                                                                                                Özdemir ASAF



Ah keşke o bayat ekmekleri zamanında yeseydim. Şimdi bu saçmalıklar yerine daha mantıklı şeylerle uğraşıyor olurdum. Gerçekten insanın kendisine ettiğini, bir başkası düşman olsa yapamaz. Hayat zaman ile değişen çerçeveleri olan bir algı havuzu. Bence tüm taşlar olması gereken yerde dururken bizim taktığımız algı gözlüklerine göre hayat değişiyor. O yüzden sen başka ben başka bir dünya anlatıyoruz çocuklarımıza. 

Bu aralar zorlu zamanlar geçirmekte olan bunalmışbir kişiolarak karşınızdayım. Oyüzden benim pencerem şu anki odam kadar kasvetli ve karanlık. Kendimi mutlu etmek, iyi bir şeyler bulmak için çok çabalıyorum. ama bazen de o çabayı bile kendime çok görüyorum. Ciddi mutsuzum. Ve Polliyanna gibi düşünebilmekiçin harcadığım enerjiler sanırımbeni zayıflatacak cinsten:))) Heyy harika hala espiri yapabiliyorum. Aslında gerçek şu,olanlar karşısında şoktayım. Ve bu şok hali beni duygusuz bir insan yaptı. Hissetmiyorum. Hayal kuramıyorum. En kötüsü umut edemiyorum.

Şu bitmek bilmez karmaşık zamanlarımdan bir demet halindeyim.Zihnime vurulan pangaların esareti üzerimde... Kızgınım, daha çok da kırgınım.

Bozuk plak...



Tekrar eden rüyalar, iki ayrı hayata sahip olmak gibi... Öylesine canlılar ki... Hangi olay gerçekten yaşandı, hangisi rüya bilmek gittikçe zorlaşıyor. Asıl sorun ise o his...  

Düşünsenize geçmişte bir kez öldürülmeye çalışıldınız ve kurtuldunuz. Her şey bitti diyor, unutmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Fakat güneş batıp gece olduğunda zaman duruyor ve rüyanızda hep öldürüldüğünüzü görüyor, ölüm korkusunu yaşıyor ve gerçek sanıyorsunuz. O korkunun en uç noktasında uyanıyor rüya olduğu için şükrediyor, bir bardak su içiyor, terinizi silip, yatağınıza derin bir solukla uzanıyorsunuz. Ama bu kabus hergece her gece sizi uyandıran,hayatınıza dahil olan bir olgu olmaya devam ediyor. Ve siz bir bakmışsınız her ne yaparsanız yapın o duyguyu her gece, her gece sanki gerçekmiş gibi yaşamaya mahkum bir esir misali uyumaktan korkar olmuşsunuz.

Ben bir esirim. İşte benim gecelerimin gerçeği. Kendimi  bozuk plağa benzetişim sırf bu yüzden. Bunlarda benim çiziklerim, istemsiz tekrar edişlerim.

....