"Kırmızı pabuçları ile dolanan küçük kız neredesin?" sesiyle uyandı uykusundan. Odasının karanlığın da sesin sahibi aradı. "Kimsin ?" diye sordu boşluğa... Derin bir sessizlik karşıladı, sesi lal oldu ürperdi teni... "Gece" dedi kendi kendine "Oyun oynama benimle".
Zihninin bir oyununa kurban uykusunu yatağında bırakarak uyandı. El yordamı ile üstüne geçirdiği sabahlığıyla karanlıkta oturma odasına doğru yöneldi. Eli, ayağı buz kesmişti. Sesin içindeki bir tını onu korkutmuştu. Yoksa sorulan soru da ne vardı ki? Altı üstü "Kırmızı pabuçları ile dolanan kız neredesin?" diye sormuştu biri. Zihninin derinliklerindeki herhangi bir benliği bu soruyu sormuş olabilirdi. Ama ses tonunda saklı bir huzursuzluk onu yakalamış, yakasına yapışmıştı bir kere.
Masasının üstündeki sürahiden doldurduğu bir bardak su ile camın önündeki koltuğuna yerleşti. Sokakta kimseler yoktu bir tek sonbaharın ev sahibi rüzgar sabahın kalabalığının bıraktığı izleri süpürüyordu. Uçuşan yapraklar birbirini kovalar bir eda ile oradan oraya uçuşuyor, konuşuyordu. Gecenin tek sesi rüzgarın pervazından içeriye dolduğu bir uğultuydu, o kadar.
En son ne zaman kırmızı ayakkabıları olduğunu hatırlamaya çalıştı. Aklına sadece anaokuluna giderken giymek için akşamın bir saatinde aldırdığı kırmızı rugan ayakkabıları geldi.
Ne kadar da inatçıydı çocukken, istediği için savaşır ve sadece kendi istediğini seçerdi. Gerçi şimdide inatçıydı ama o zamanlar bir başkaydı. O akşam yaşanılanları dün gibi hatırlıyordu. O gün annesi onunla hususi konuşmuştu ve " Cihanfer sana ayakkabı almaya gideceğiz ama bu sefer başka bir renk seç olur mu? diye sormuştu. Sormuş gibi görünse de aslında istemişti ve Cihanfer en masum ve tatlı bakışıyla, annesine "olur" demişti. Annesiyle hazırlanmış, beline kadar inen bukle saçlarının rüzgarda dalgalanmasına izin vererek pelerinini giymişti. Arabadan inip ayakkabıcıdan içeri girdiğinde Kırmızı ayakkabıların durduğu köşeyi görmezden gelmek için çok büyük bir çaba göstermiş, gözlerini kaçırarak diğer ayakkabılara bakmaya çalışmıştı. Ayakkabıcı ona çeşit çeşit renklerde ayakkabı sunmuş hepsini denemesine izin vermişti. Her giydiği ayakkabıdan sonra "bu nasıl küçük hanım"diye sormayı unutmamış ve her seferinde Cihanfer diliyle güzel de dese ayakkabıcı tatmin olmamış ve yeni bir tanesi ile yanına gelmişti. Bir türlü müşterisinin kalbine dokunamayan ayakkabıcı her şeyden habersiz "Bak sana şu kırmızı rugan ayakkabıları denetmek istiyorum." demiş ve cevap dahi beklemeden yanına getirmişti. Cihanfer söyleneni yapan bir eda ile annesine kaçamak bir bakış dahi atmamaya özen göstermiş, ayakkabıları giyerken yüzünde beliren gülümsemesi ile yüreğinin sesinin yüzünde görünmesine izin vermişti. Kendince saklamaya çalışsa da ayakkabıları giydiğinde gözleri adı gibi cihana nur saçmıştı sanki. Ayakkabıcı da bu parıltıyı kaçırmamış, kendinden memnun olmuş bir şekilde "İşte bu, sen de beğendiğine göre eksik bir şey kalmadı." demişti gülümseyerek.
Cihanferin Annesi sessizce kızının hareketlerini en başından beri izlemiş, kızının en derin tutkusuna yenildiğini anlayarak derin bir nefes vermiş ve "Eh ne yapalım, tamam bu seferde kırmızı olsun diyerek ayakkabıları almaya razı olmuştu. Annesinin tepkisinden çekinen Cihanfer İşte asıl o zaman rahatlamış ve dünyanın en mutlu insanı olduğunu düşünerek bir peri masalının kahramanı gibi hissetmişti.
Gülümsedi Cihanfer aynı o akşamki gibi içini bir sıcaklık kapladı. Gecenin tüm huzursuzluğu kalktı omuzlarından. Ilık bir süt hazırladı kendine tarçın kokulu ve oturdu koltuğuna, başladı düşünmeye...
En son ne zaman kendini böyle hissettiğini düşündü, hatırlayamadı, şaşırdı. İnanamadı... Unutmuştu... Ne zamandır kendisi için hiç bir şey yapmadığını anladı. Evet bir şeyler yapıyordu ama o kırmızı rugan ayakkabıları aldığında ki gibi tam bir tamamlanmışlık hissi olmadan yaşıyordu. Hep yarımdı... İstemeyi unutmuştu... İsteklerini söylemeyi, onlara elde etmek için yapması gereken neyse onu yapmayı unutmuştu. Unuttukça susmuş du. Sanki konuşmazsa, talep etmezse incinmez sanmıştı. Düşündü ama hep incinmemiş miydi zaten, üstelik de hep başkaların taleplerini yaparken dağılmamış mıydı? "Aman Allah'ım" dedi Histerik bir kahkahanın bedenini sarmasına izin verdi.Ne zamandır mağduru oynuyordu acaba?
Kendine gelmesi için biraz zaman verdi. Sustu, bekledi... Ruhunda ki kaosun tek sebebiydi. En doğruyu yapmak isterken işi berbat edenlerdendi. Bu iş de o kadar iyiydi ki berbat ettiği her şeyi yokmuş gibi görebilir, duygularını yok sayabilirdi. Yaşarken ölebilir ve yaşadığına kendini bile inandırabilirdi.
Duyduğu ses geldi aklına ve ürperdi içi tekrardan. Koca bir ömrü saklanarak geçirmişti onu anladı.
"Kırmızı pabuçları ile dolanan küçük kız neredesin?" sesi yükseldi zihninden ve yüreğinin "buradayım" dediğine yemin bile edebilirdi.
"Kırmızı pabuçları ile dolanan küçük kız neredesin?"
"Buradayım" dedi daha derinden...
"Sabah" dedi odanın boşluğuna, "ilk işim gidip kendime kırmızı rugan ayakkabılarımı almak olacak" diyerek koltuğundan kalktı... Işığı kapattı ve uzun zamandır hiç olmadığı kadar kendi olarak odasına gitti.
Yatağına uzandı ve sırtını bir daha kendine dönmemek üzere gecenin karanlığına dönerek, saklanmadan uyumak için gözlerini kapadı...












