Kapıdan içeri girdiğinde etraf çok karanlıktı, el yordamıyla yolunu bulmaya çalışsa da pek başarılı olduğu söylenemezdi Adela' nın. Gözlerinin alışmasını bekledi girdiği odanın ortasında. Karanlık da dahi çok güzeldi. Ona ait gizli bir mabet hatta kendine has baharat kokuları ile bezenmiş bir cennetti. Sigorta kutusunu bulmak biraz zamanını alsa da cep telefonunun ışığının yardımıyla sigorta kutusuna ulaştıktan sonra, tanıdık eski bir dosta kavuşan bir can misali kalbi heyecan ile dolmuştu ışığın odaya yayılmasıyla beraber. Oraya gelmeyeli ne kadar da uzun zaman olmuştu. Kendi kendinin misafiri bile olmamıştı.Uzun bir kaçışın en yorgun deminde limanına dönmüştü.
"Kendimi daha çok ziyaret etmeliyim." diye geçirdi içinden. Kıkır kıkır bir hali vardı zaten son zamanlarda. Uçuşan alev misali nereye konacağı, nereyi yakacağı belli olmasa da gittiği her yere bir şeyler bırakıyordu.
Elindeki bavullarını yere koyduktan hemen sonra mutfak için aldığı malzemeler ile birlikte içeri geçti. Uzun bir yoldan gelmiş olmasının yanı sıra, bu ev de şarap içmek başlı başına bir ritüeldi ve ritüeller eksiksiz ama hemen yapılmalıydı. Bu sebep ile evden çıkarken hazırlayıp yanına aldığı şarabını açıp dinlendirmeye bıraktığında bir taraftan da kendine atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya başlamıştı bile. Kendi gelmese bile 2 haftada bir eve gelen temizlikçi kadının varlığına o gece şükretti. Evi tertemizdi ve dolayısıyla ona düşen sadece dinlenmekti. Dinlenmek için müzikden başka bir eksiği yok gibi görünüyordu. Teknoloji ne güzel bir şeydi, sevdiği müzikleri küçücük bir kutunun içinde aklına esen her yere götürebilmek büyük bir özgürlüktü. "Sihirli küçük kutular." diyordu bu kendi küçük hacmi büyük depolara... İçine müziğin devlerini sığdırdığı sihirli kutusunu alıp müzik çalarının başına geçti, bir kaç küçük aramanın akabinde evin içini Doris Day in o buğulu sesiyle beraber Fly To The Moon sözleri doldurdu.
Evinin en sevdiği köşesine kocaman balon kadehine doldurduğu şarabı ve küçük atıştırmalıkları ile geçerken dans eder adımlar atmaya başlamış kendi etrafında dönen küçük bir kız çocuğu gibi şen şakrak bir eda ile gitmişti.
Elindeki bavullarını yere koyduktan hemen sonra mutfak için aldığı malzemeler ile birlikte içeri geçti. Uzun bir yoldan gelmiş olmasının yanı sıra, bu ev de şarap içmek başlı başına bir ritüeldi ve ritüeller eksiksiz ama hemen yapılmalıydı. Bu sebep ile evden çıkarken hazırlayıp yanına aldığı şarabını açıp dinlendirmeye bıraktığında bir taraftan da kendine atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya başlamıştı bile. Kendi gelmese bile 2 haftada bir eve gelen temizlikçi kadının varlığına o gece şükretti. Evi tertemizdi ve dolayısıyla ona düşen sadece dinlenmekti. Dinlenmek için müzikden başka bir eksiği yok gibi görünüyordu. Teknoloji ne güzel bir şeydi, sevdiği müzikleri küçücük bir kutunun içinde aklına esen her yere götürebilmek büyük bir özgürlüktü. "Sihirli küçük kutular." diyordu bu kendi küçük hacmi büyük depolara... İçine müziğin devlerini sığdırdığı sihirli kutusunu alıp müzik çalarının başına geçti, bir kaç küçük aramanın akabinde evin içini Doris Day in o buğulu sesiyle beraber Fly To The Moon sözleri doldurdu.
Evinin en sevdiği köşesine kocaman balon kadehine doldurduğu şarabı ve küçük atıştırmalıkları ile geçerken dans eder adımlar atmaya başlamış kendi etrafında dönen küçük bir kız çocuğu gibi şen şakrak bir eda ile gitmişti.
Pofuduk bir baba koltuğunun kollarına kendini bıraktığında ne kadar yorulduğunun da farkına vardı. Ayaklarını uzatıp saatine baktığında gecenin yarısı olmak üzereydi. Şarabıyla beraber atıştırmalıklarından yerken, cama vuran yağmur damlaları bir hediye gibi sunuldu ruhuna. Adela mutluydu. Uzun bir aradan sonra suya kavuşan toprak misali her damla ile yeniden açan çiçekler gibi heyecanlı hissetti. Çantasından çıkardığı kendi romanının sayfalarını bebeğini seven bir anne itinasıyla açtı ve içine dolan kitap kokusu ile derin bir haz duygusu yaşadı.
Başarmıştı, sonunda kendine ait bir kitabı vardı. Kapağının üstünde ellerini gezdirirken her bir noktayı keşfetmek istermiş gibi narin ve hassastı. Bu kitap da onun yıllar içinde özenerek sabırla işleyerek büyüttüğü inci tanesiydi. Üstüne titrediği, gözünün nurunun kalbinden kopup gelen küçük ama kocaman parçasıydı içinde sakladığı. Öyle ki bilmeyenin başka bilenin başka okuyacağı sayfalardı parmaklarının ucunda can bulan. Bir tarafı böğürtlen kışı diğer yanı mandalina yazıydı...
Başarmıştı, sonunda kendine ait bir kitabı vardı. Kapağının üstünde ellerini gezdirirken her bir noktayı keşfetmek istermiş gibi narin ve hassastı. Bu kitap da onun yıllar içinde özenerek sabırla işleyerek büyüttüğü inci tanesiydi. Üstüne titrediği, gözünün nurunun kalbinden kopup gelen küçük ama kocaman parçasıydı içinde sakladığı. Öyle ki bilmeyenin başka bilenin başka okuyacağı sayfalardı parmaklarının ucunda can bulan. Bir tarafı böğürtlen kışı diğer yanı mandalina yazıydı...
Rastgele bir sayfa açtı kitabından ve başladı okumaya fonda çalan tatlı tınının eşliğinde...
"Sam kış bahçesinde atesin yanında kendine ait bir mabet inşaa etmişti. Özenerek seçtiği sonbahar yastıkları ile bezeli bej koltuğa ilk görüşte vurulmuştu. Koltuğun üzerindeyken kendini yuvasına tünemiş bir kuş gibi özgür ve huzurlu hissediyordu. O gün de her zaman ki gibi evin içinde işlerle uğraşırken kış bahçesine geldiğini hiç fark etmemişti. Bu bilinç dışı seçimlerine cani sıkılmıyor değildi. Bu aralar sık sık olmaya başlamıştı ki bu pek de Sam'a göre bir davranış değilse de önüne geçemiyordu.
"Sam kış bahçesinde atesin yanında kendine ait bir mabet inşaa etmişti. Özenerek seçtiği sonbahar yastıkları ile bezeli bej koltuğa ilk görüşte vurulmuştu. Koltuğun üzerindeyken kendini yuvasına tünemiş bir kuş gibi özgür ve huzurlu hissediyordu. O gün de her zaman ki gibi evin içinde işlerle uğraşırken kış bahçesine geldiğini hiç fark etmemişti. Bu bilinç dışı seçimlerine cani sıkılmıyor değildi. Bu aralar sık sık olmaya başlamıştı ki bu pek de Sam'a göre bir davranış değilse de önüne geçemiyordu.
Öyle bir bahçeydi ki içinde birbirinden yüksek ağaçlar ve onlara sıkı sıkı sarılan sarmaşıklar ile çevrelenmiş bir kale kadar korunaklıydı dış gözlere. İnsan buradayken hayat denilen her şeyin son bulup onunla var olduğuna inanabilirdi. Kendi cennetinde bir Tanrıça gibi hissetti Sam ve oradayken kendinin tadına vardığını hissetti ki bu tarifi zor bir zevkti.Aleks eve geldiğinde kapıda Sam'in arabasının orada olduğunu gördü. Arabanın üstündeki kara bakılırsa Sam o gittiğinden beri evden dışarı çıkmamış görünüyordu. Eve girdiğinde Sam'i hiç bir yerde yoktu. Elindeki torbaları mutfağa bırakırken Sam'i kış bahçesinde otururken gördü.
Aleks, Sam'in kendini doğaya bırakırken koltukta oturmak ile yatmak arasında bir pozisyon seçtiğini fark etti. Ayaklarını ateş çukurunun kenarına dayamış asi bir Kızılderili gibi görülüyordu. Yüzüne vuran ateşin, üstüne giydiği salaş buluzun ve tüm vücudunu saran kotunun üstüne aldığı bir beden büyük paltonun içinde, meydan okur bir eda ile duruyordu. Bu umursamaz kendinden emin hali herkesi deli edebilirdi. Kısa dalgalı sarı saçlarının koltuğun yastıklarına dalga dalga yayılışı, dudağındaki belli belirsiz ifadenin kırmızı rujuyla yarattığı o sarsılmaz soğuk duruşuyla alev alev yanıyordu. Dışındaki bu kırılmaz sanılan miğferlere, yanında büyüttüğü sütunların içine sakladığı küçük bedeni ile zamane savaşçıların kanını taşıdığına yemin edebilirdi.
Aleks onu uzaktan izlemeyi bile seviyordu. Onun kendi olduğu hallerini, kendi kendine gülüşlerini seviyordu. Telefonunu çıkartıp Sam'a merhaba yazdı. Bu mesajı aldığında Sam'in yüzündeki ifadeyi görmek istiyordu. Aleks mesajı gönderip sessizce bekledi, sanki nefes alsa anın büyüsü bozulacakmış gibi nefesini tuttu kısa bir süre.
Sam usulca telefonunu aldı ve mesajı okurken en güzel gülüşlerinden birini bahşetti kendi yalnızlığına. Aleks için bu gülüşün bir tarifi yoktu. Dünyanın en mutlu adamı olmak diye bir şey mümkün ise Aleks o adamdı. Öyle ki Aleks için onu düşünmek bile yeterliyken, onu böyle görmek dayanılmazdı. Alışmak sadece bir andan ibaretti ki o da Sam'a sadece küçük bir an içinde aşık olmuş, alışmış ve en derinlerine kabul etmişti. "
"Ne aşk ama" dedi içinden Adela... Hele Sam'in Aleks'i tarif ettiği o paragrafı her okuduğunda sanki kendi yazmamış gibi tüyleri diken diken oluyordu. Bir an durup o sayfaları yazdığı dönemi düşündü, gülümsedi inceden ve okumaya devam etti kaldığını düşündüğü yerden.
"Sam bahçede düşen kar tanelerinin arasında ateşin yanında otururken Aleks den mesaj gelmesiyle içini sıcacık bir duygu kaplamıştı. Sam için Aleks değişik bir adamdı, içine ilmek ilmek işleyen işlerken de kendini belli etmeyen ama varlığıyla yaşama anlam katanlardandı. Nefes almak gibi bir şeydi Sam için. En huysuz zamanlarında, kendi içinde fırtınalar koparken dingin duran, ama sakinlediğinde bir bardak suyun içinde fırtına koparanlardandı. O gün de bahçe kapısında elinde şarap kadehleri ile gördüğünde yüreği yerinden çıkacak sandı. Aleks'i bir başka seviyordu. Baştan aşağı olduğu gibi. Duruşunu, bakışını, sesini varoluşunu ve onu var etme biçimini.
Aleks'in her konu da sade ama şık kendine has bir tarzı vardı. Bugün asi bir seçim yapmıştı öyle ki siyah boğazlı kazağı ve altına giydiği puslu gri kadife pantolonunun içinde ulaşılmaz bir hali vardı. Bakışlarında munzur bir ifadesi olsa da sıcacık bir gülüşü hiç esirgemezdi. Hemen bahşetti zaten en güzelini. O kadar güzel gülümsüyordu ki, özlemişti hem de hiç söylemediği hiç bilmeyeceği kadar...Bazı şeyler anlatılmazdı, kelimeler yetersiz eksik kalır haksızlık ederdi söyleyenin hislerine. Sırf bu sebep ile sadece yaşanır ve bilinebilirdi. Tüm varlığı ile tamamlamıştı Sam'i. İçinde hissettiği fırtınanın en büyük sebebiydi, görmeden geçirdiği günlere tahammülü yoktu. Kokusuna hapsolmuş bir ten kadar yakın olmalıydı. Gece içinde hapis olmalı, sabah sıcaklığında uyanmalıydı. Özlemişti bunun başka bir adı yoktu. İki gün bile fazla gelmişti. Dayanamamıştı.
Koşup sımsıkı sarıldı boynuna. Şen şakrak kahkahasıyla "merhaba" dedi Sam. Kokusundan kocaman bir yudum alıp yüzünü boynuna gömdüğünde Aleks " Seni Seviyorum" dedi. Eğer bir resim yapmak isteseydi Aleks ve konusu "özlemek" olsaydı bu andan daha iyi tarif edebileceği başka bir an seçemezdi."
"Ne aşk ama" dedi içinden Adela... Hele Sam'in Aleks'i tarif ettiği o paragrafı her okuduğunda sanki kendi yazmamış gibi tüyleri diken diken oluyordu. Bir an durup o sayfaları yazdığı dönemi düşündü, gülümsedi inceden ve okumaya devam etti kaldığını düşündüğü yerden.
"Sam bahçede düşen kar tanelerinin arasında ateşin yanında otururken Aleks den mesaj gelmesiyle içini sıcacık bir duygu kaplamıştı. Sam için Aleks değişik bir adamdı, içine ilmek ilmek işleyen işlerken de kendini belli etmeyen ama varlığıyla yaşama anlam katanlardandı. Nefes almak gibi bir şeydi Sam için. En huysuz zamanlarında, kendi içinde fırtınalar koparken dingin duran, ama sakinlediğinde bir bardak suyun içinde fırtına koparanlardandı. O gün de bahçe kapısında elinde şarap kadehleri ile gördüğünde yüreği yerinden çıkacak sandı. Aleks'i bir başka seviyordu. Baştan aşağı olduğu gibi. Duruşunu, bakışını, sesini varoluşunu ve onu var etme biçimini.
Aleks'in her konu da sade ama şık kendine has bir tarzı vardı. Bugün asi bir seçim yapmıştı öyle ki siyah boğazlı kazağı ve altına giydiği puslu gri kadife pantolonunun içinde ulaşılmaz bir hali vardı. Bakışlarında munzur bir ifadesi olsa da sıcacık bir gülüşü hiç esirgemezdi. Hemen bahşetti zaten en güzelini. O kadar güzel gülümsüyordu ki, özlemişti hem de hiç söylemediği hiç bilmeyeceği kadar...Bazı şeyler anlatılmazdı, kelimeler yetersiz eksik kalır haksızlık ederdi söyleyenin hislerine. Sırf bu sebep ile sadece yaşanır ve bilinebilirdi. Tüm varlığı ile tamamlamıştı Sam'i. İçinde hissettiği fırtınanın en büyük sebebiydi, görmeden geçirdiği günlere tahammülü yoktu. Kokusuna hapsolmuş bir ten kadar yakın olmalıydı. Gece içinde hapis olmalı, sabah sıcaklığında uyanmalıydı. Özlemişti bunun başka bir adı yoktu. İki gün bile fazla gelmişti. Dayanamamıştı.
Koşup sımsıkı sarıldı boynuna. Şen şakrak kahkahasıyla "merhaba" dedi Sam. Kokusundan kocaman bir yudum alıp yüzünü boynuna gömdüğünde Aleks " Seni Seviyorum" dedi. Eğer bir resim yapmak isteseydi Aleks ve konusu "özlemek" olsaydı bu andan daha iyi tarif edebileceği başka bir an seçemezdi."
Adela kocaman bir yudum aldı şarabından ve sabahı bekleyemeden, saatin kaç olduğunu önemsemeden mesaj yazmaya başladı.O da Özlemişti ve bu duyguyu tarif etmek için en doğru zamanda olduğunu hissetmişti. Alel acele olmayan ama özensiz denmeyecek kısalıkta bir mesaj yazdı; bu mesajı anlayabilecek tek adama, yani Mark'a.
"Özledim seni Sam in Aleksi betimlemesi, Aleksin Sam'e susaması gibi." yazdı ve gönderdi. Hiç bir kıpırtı olmadı telefonunda. Ulaştığından bile emin değildi. Sabahı istemese de beklemek zorundaydı, istemese de anlamak zorunda kalmıştı. Şımarık bir kız çocuğu edasıyla offladı.
Bir kaç parça daha dinledi, şarabın kaç kadehi doldurduğuna aldırış etmeden. Kitaptan bir kaç parça daha okudu, gözleri yorgunluktan yanıyordu artık yatsa iyi olacaktı. Işıkları yavaş yavaş kapattı, tam yatmak üzereydi ki kapı zilinin çalmasıyla irkildi.
Çakır keyifti Adela, Saati yada kimin geldiğini sorgulayacak halde hiç değildi. Kapıya yöneldiğinde burnuna tanıdık bir koku yüreğine tatlı bir heyecan kapladıysa da Mark olabilme ihtimalini pek konduramadı. Hayal kırıklıklarından hoşlanmıyordu ne de olsa. Hem attığı mesaj Mark'a ulaşsaydı hemen onu arardı diye düşündü. Büyük bir merak ve usanmışlık ile kapıya gitti. Kapının gözünden baksa da karanlıktan hiç bir şey görememişti. sakin bir tavır ile kapıyı açtığında siyah boğazlı kazağının içinde kitabının kahramanı ona sarılmayı bekliyor bir halde buldu.
"Özlemek" eğer tarif edilseydi ancak Sam ile Aleks gibi anlatılırdı ama yaşansaydı ancak bizimki kadar güzel yaşanabilirdi diye düşündü ve Mark kulağına fısıldarken Rabinranath Tagore'un o eşsiz mısralarını; yok oldu kokusunda, teninin sıcaklığında...
Seni – Yalnız Seni
Seni – yalnız seni der yüreğim
Yalnız seni – yalnız seni – yalnız seni
Günümde gecemde nice tutkularım
Seni der – yalnız seni – yalnız seni
Bir ışık dileği şavklanır karanlıklarda
Derininden derininden seslenir bilincin
Yalnız seni der – yalnız seni – yalnız seni
Nasıl çarparsa vargücüyle karayel
Durgunluğa suskunluğu -son- diye
Öyle çarpar aşkına başkaldırışım
Öyle çarpar – öyle ses verir acılı :
Yalnız seni der – yalnız seni – yalnız seni – yalnız…


