30 Ağustos 2013 Cuma

Allah'ım çok çok teşekkür ederim sana


Allah'ım çok çok teşekkür ederim sana. Sen hep benimlesin bunu her zaman biliyor olmam lazımdı lakin unutmuştum ve çok korkuyordum. Bu korku o kadar baskındı ki, hiç bir mucizeni görmüyordum neredeyse. En dipte dolaşıyor ve yalnız hissediyordum. Biliyorum sen hep varlığınla yanımdaydın ama ben onu bile fark edemiyordum. Ama şimdi seni tekrardan hissediyorum. O kadar benimlesin ki, ben bunu nasıl görememişim o zamana şaşırıyorum.

Tüm evreni önüme döktün, senin sevginle sarmalanmış olmak bir harika... Bu günü harika bir sözle bitirelim;

Sayısal çoğunluk önemli değildir, yanında Allah olan kişi zaten çoğunluktur.
                                                                                             M. Ghandi

29 Ağustos 2013 Perşembe

Evren sesimi duydu mucizeler silsilesi başladı.


Yöneticilik yapan bir biyologum aslında. Biyoloji ile içli dışlı olmama rağmen bu alanda bir iş sahası bulmak pek kolay değil. Ülke şartları bu branşı çok atıl tutuyor. Oysa ne kadar kıymetli bir bölüm. her neyse yaptığım işin mahiyetinden sıkılmış bir insan olarak uzun zamandır yaptığım meslek seçimini sorgulamaktayım. Teknik eleman olabileceğim bir meslek seçmemiş olmanın rahatsızlığını yaşıyorum aslında. Teknik eleman olursanız ara eleman olmazsınız. işiniz, mesainiz her şeyiniz belli olur. En önemlisi imza yetkilisi sizsinizdir ve kararlar sizindir. Her neyse iş güvenliği uzmanlığı adı altında çok önemli bir meslek oluşturuldu ve bu işi yapabilecek kişiler arasında kimya,fizik mezunları varken biyoloji mezunları yoktu. Neyse ki bu haksızlık düzeltildi ve artık biyoloji mezunları da bu yönetmeliğe dahil oldu. 1 aylık bir kursa dahil olmanız ve bu kurs sonunda bir sınava girmeniz gerekiyor. Daha sonra başarılı olmanız durumunda sertifikanızı alabiliyorsunuz. Ve bu sahada göreve başlayabiliyorsunuz. Yani benim arayıp da bulamadığım bir şey bu. Neyse şimdi bu kursa gitmek için uygun koşulları ayarlamalıyım ve 23 kasımda ki sınava yetişmeliyim.

İnsanların hayatlarında dönüm noktaları vardır, kendimi öyle bir dönüm noktasında hissediyorum, bu dönemecin benim ve ailem için hayırlısı olmasını diliyorum:)))



28 Ağustos 2013 Çarşamba

Absürt görüşmeler,biçimsiz gelecekler...


Keşke bende çöplerin içine atlarken bu kadar keyif alabilseydim. Bugün çok absürt bir görüşmenin baş kahramanı olmak gibi bir rolüm vardı. Ve ben bu rolü en absürt şekilde oynadım inanın. Oskar ödülü gelmez, üstüne de o görüşmeden bir sonuç çıkar mı?, sanırım çıkmaz da:))) Burada ki tek umut yaratan durum, daha önce çok normal görüşmeler olmasına rağmen bir sonuç alınamamışken bu anormal durumdan sonuç çıkabileceğine olan inancım olur ki, bu da sadece kendini avutmak için gibi :)) Yani anlayacağınız benden kat kat düşük kalitede ki bir adamın benim geleceğim de aktif rol alması hazmedilir şey değil.

Zorlu yollardan geçerken hayatın benim için planlarını bilmiyorum, nasıl bir kurgu ile işliyor çözmek zor. Bu kadar örülen ağın, dönülen dönemecin bir sonucu olmalı elbet. Lakin şu an sisli bir yolda ilerliyor gibiyim. Şikayet etmektense ulvi bir insan olsam ve hepsini sevgi ile karşılasam pek süper olacak :)))) Ama nerede... Dur dur bu durumu şöyle bir cümle ile bağlarsam evrenden bana pozitif mesaj döner eminim:)))

Hayatımın mucizelerine sesleniyorum iyi ki varsınız sizi hissetmek ne harika...

23 Ağustos 2013 Cuma

Masanın iki yüzü...



Şu an da televizyonda bir yarışma izliyorum ve ağlıyorum halime resmen. Soru: bindiğiniz otobüs varacağınız yere 7 durak kaldı ise, 3 durak geçtikten sonra varacağınız yere kaç durak kalır? sorunun değeri 1000 TL. Bu şaka olmalı.Bu sorunun misli sorulara cevap veren insanlar asgari ücrete geçinirken 1000 TL için biçilen soru değerinin bu olması manidar sanırım.

Patron kesimiyle zar zor anlaşan bir işçi kesimi var. ki kesim birbirini pek sevmemek ile birlikte her iki tarafta birbirinin zamanı çalmak için elinden geleni yapıyor. İşin gerçeği bu. Patron işçisini  bir saat fazla çalıştırsa bedavaya, kendini akıllı sanırken; işçi ise ona 10 saat mesai yapar gibi görünüp hiç çalışmamayı kar sayıyor.

Siz masanın hangi tarafındasınız?

Hayat bu kadar ezberci olabilir mi? Yeni hikayeler yerine eskileri, dolapta kalan yemekler gibi ısıtıp ısıtıp sunabilir mi?




Beynimin içinde milyonlarca kez tekrarlanan monologlar hatta bu sorular bile aynı döngünün birer parçası. Bu yanlışlığın parçası olmak istemiyorum lakin ya yanlış sorular soruyorum ya yanlış cevaplar veriyorum ya da her şeyi doğru yaptığımı sanarak yanlış uygulamalar yapıyorum. Evini dip köşe temizleyen bir kadının titizliği ile incelerken tüm olanları tozlu raflarda dolanmak çok acayip. Üstelik hepsi muhtemel olasılıklarken hatayı bulmak ne kadar zor. İğneyle kuyu kazmanın sansürsüz belgeseliyim resmen.

Mısır gibi halim, her yerde ayaklanmalar var. Kim kime karşı niye karşı bilmeden ayaklanıyorlar. Bende kendime bir simge seçmeliyim. Gezinin kırmızılı kadını, siyahlı kadını, duran adamı var, Mısır'ın rabiası. Bendeki  kadınların, duran taraflarımın yada rakamların sınırı yok.  İfade etmek istesem anca roma rakamları işe yarar. Yoksa hesap makinelerinin haneleri yetmez...

Bu kadar kuşatılmışken asıl içimi sıkan şeyi tam olarak bulamıyorum. Bu "arada kalmışlık" duygusuna tahammül etmem giderek zorlaşıyor. Hiç sevmediğim bir ruh hali. Genellikle bu ruh haline beni sokan şeyden kaçma eğilimindeyimdir. Saklanmayı severim. Ama ne hikmetse bu son zamanlarda kaçamadığım gibi hep yüzleşmek zorundayım, birde üstüne benim adıma kimsenin karar vermemesi eklenince işler pek nahoş oluyor. İnsan işte en çok böyle zamanlarda dinleneceği bir kol kanat arıyor.

Ben bu yorgunluğumu ilaçlarla geçirmeye çalışıyorum şu aralar. Düşerken beni itenlere mi yoksa beni tutmaya çalışmayanlara mı daha çok kızmalıyım bilmiyorum. Her ikisi de suçlu gözümde. Zamansızlığın içinde zamanı kötü harcadığını düşününce daha bir kızıyorum kendime. Giden benim hayatım iken başkalarına harcanan bunca zaman ancak ziyan ve büyük bir günah olabilir.

Acıdan kaçmanın en birincil yolu uyku değil mi? Uykuya veriyorum kendimi şu aralar. Paranoyakça düşüncelerden kaçmak için en son sığınağım. Rüyalar gerçi bazı uyku seansları mı gerçekmişcesine kabusa çevirse de genel olarak iyi bir sığınak. Bütün acı beynimin içindeyken fiziksel olarak bu kadar sarsılmak çok enteresan. Kendimi deneysel bir hava da izliyorum çoğu zaman ve dışarıdan kendime baktığımda gördüklerimle çıkarımlarım daha da bir olgunlaşıyor. Ve resmen hormonal bir savaş veriyorum beynimle. Bilinç altım ile bilinç üstüm, geçmiş ile geleceğim ve hepsi ile bugünüm savaşıyor.

Kaç filim çekilir bu hikayeden, hikaye nerelere varır şimdilik senaristlerden bir açıklama yok, hep beraber izleyecek, yaşayacak ve yazacağız...



16 Ağustos 2013 Cuma

Düz doğrular sadece iki nokta arasında ...


Siz hiç bir sabah kalktığınızda anlaşılmış olmanın verdiği o garip ruh haliyle yaşamınıza tekrardan dönüp baktınız mı? Bütün bir ömrünüz boyunca eksikliğini duyduğunuz, anlamlandıramadığınız ve  kendinizde aradığınız kabahatlerin size ait olmadığını gerçekten fark ettiğiniz mi? 

Bu durum insanda  değişik bir boyuta geçiş yapıyormuş gibi hissetmesine sebep oluyor. Söylenen sözler, hareketler yavaşlıyor, ağır çekim bir hal alıyor hayat. Neredeyse duruyor. Hayat durduğunda anılara, anlara dokunup kalabiliyorsunuz, kişilerin etrafında dolanıyor, orada hem yok hem var oluyorsunuz. Değişik bir ruh hali...

Kendi ruh sağlıkları yerinde olmayan insanların, aile düzenlerini oturtamamış çiftlerin dünyaya çocuk getirmek için çabalamalarına anlam vermek gerçekten çok zor. Daha kendi karmalarını çözememişken başka başka canlara bu karmaları aktarmak insafsızlık. Şu söylediklerimi şimdi bile anlama düzeyi çok az bir insan kitlesi varken bizlerin ebeveynlerinden beklemek uzaya çıkmayı istemek gibi... Ama şikayetçiyim hakim bey...

Canıma okuyor bu karmalar. Hele şu ailemle sınanmak beni baya bir sıkıntıya sokuyor. Kafam çok karışıyor. Bir hatalı derken birden yok canım diyerek toz kondurmuyorum. İçimde bir şeyler hatalı düşünüyormuşum gibi hareket ediyor. O his beni bunaltıyor. Çünkü bakıyorum özde muhteşemler, her şeyin en iyisini hak ediyorlar ama öte yandan o kadar mutsuzlar ki. Ve o mutsuzluklarını geçirmenin mümkünatı yok. Birbirleri ile iletişimleri yok, küslük günlük yenen yemek gibi sıcak, hayattan keyif almak için hiç çaba yok ve işin kötüsü bütün bunların yükünü bana yüklüyorlarmış gibi gelmesi.

Çok uzun zamandır oraya ait olmadığımı zaten hissediyordum, şimdi ise biliyorum.Evlenmem ile başlayan olaylar ve bu olaylarda verilen tepkilerin hepsi incitici. Unuttuğumu sanıyorlar ama unutmadım. İncinmediğimi sanıyorlar ama incindim.

neyse bu konu çok derin, şimdilik bu kadar yeter...




13 Ağustos 2013 Salı

Huzur Savar Günler

Hep haksızlığa uğradığınızdan dem vurursunuz, baktığınız her anda haklılığınız gün gibi ortadadır... Fakat bir gün, hem de  hazırlıklı olduğunuza en çok inandığınız o gün, hayatınızın hatasını yapıverirsiniz. Şaaaak !!! Siz daha neye uğradığınızı anlamadan o hata, dünya üzerinde etkisi kanıtlanmış en güçlü leke çıkarıcı misali hayatınıza nüfuz eder ve sahip olduğunuzu sandığınız tüm haklılığınız ile beraber tüm renklerin solup gitmesi bir andır sadece. Öyle bir an ki elinizde tertemiz, hatalı yepyeni bir başlangıcınız vardır artık.


Bu nur topu gibi anksiyetenizle ne yapacağınıza karar vermek size sunulan bir nimetmiş gibi, günler geceler boyu o anı tekrar tekrar yaşar dururuz ta ki kendimizi sakinleştirmeyi başarana yada yeterince zaman geçene kadar. İşte ben böyle bir hata yaptım. Ve bütün dengem kayboldu. İnanın çok zordu. Hala çok zor zaten. Kafamın içinde bitmek tükenmek nedir bilmeyen kavgaya şimdi patronum ve tüm müdürlerim de dahil oldu. Uykumda bile ayrı kalamaz oldum iş yerinden, öyle ki en kötüsüne karar veremedim. Rüyamda ölülerle mi çalışmak daha kötü yoksa gerçek hayatta kafamda binlerce kez kendimi öldürerek mi? Tim Burton 'un yarattığı karakterler gibiyim. Kocaman gözlerim, altlarında mor mor halkalarım ve ölü gibi bir halim var. 

Aman Allah'ım işe gitmemek için elimden gelen ne varsa yapabilirim aslında. Tebeşir tozu yutup ateşimi yükseltebilirim. Yada  elektrikler kesildi ondan böyle bir hata yaptım desem yok bunu hiç yemezler baya baya gündüz gözüydü. Yada en kestirmeden kocamı patronumla görüştürmeye göndersem nasıl olur? Ha haa haa bunu düşündüğümde patronum için ciddi bir eziyet olabilir hatta beni gerçekten affetmek için bir neden bulduğunu bile düşünebilir ama sonuçta daha hızlı beni işten atar sanırım. Her neyse bu söylediklerimi cidden düşünmediğimi düşünüyorsanız tamamen yanılıyorsunuz çünkü bayram da dört gün ayrı kalınca insan tekrardan kaldığı yerden strese geri dönmesi kolay olmuyor. Tamamen kaçmak istiyorum aslında. Bir köşeye saklanmak ve bulunamamak.

İşte herkesten her şeyden kaçılıp saklanılıyor da insan kendisinden saklanmıyor.Şu sıralar shrek ile gülüyorum. Shrek3 de Shrek kral veliahtı Artur'a insanlar sana bakarak bir ezik olduğunu,bir dev olduğu yada şapşalın teki olduğunu söyleyebilir ama sen onların dediği gibi olmak zorunda değilsin, kim olmak istediğine sen karar verirsin gibi bir cümle kurmuştu. Bu replik beni baya bir rahatlattı çünkü patronumun benim bir salak ve ahmak olduğum konusunda kendince oy birliğine vardığına neredeyse inancım tam. Bir de yüzüklerin efendisini izleyerek güç topluyorum. Sonuç olarak bastı bacak Frodo 'nun yaptıkları ortada. Üstelik ben ondan nereden bakarsanız bakın 30 cm daha uzunumdur. Patronumu herşeyi gören göz olarak ve müdürlerimi de nazgüllerin üzerinde düşünürken şirketin içindeki smeagolların sayısının çokluğu ise göz dolduruyor. Ama o son sahne yok mu, işte orada kopuyorum.

Neyse şimdilik bu kaostan çıkmak için çok akıllıca bir planım yok,o yüzden akışta kalmak ve olacakları seyretmek en iyi seçenek gibi duruyor:))

Huzurlu günler:))))