8 Ekim 2016 Cumartesi

Fuji Dağının gölgesinde güneşlenen çocuklar...




"Fuji Dağının gölgesinde güneşlenen çocuklar gibi kelimelerden kurduğum yalan dünyamı yine kendi başıma ben yıktım. Yalanlarla bezeli kirli dünyamda kaç bahar yaşadım hiç bilmiyorum. Emin olduğum tüm dünyayı silip bir bir kahve fincanı süresinde yok ettim. Konuşulanlar, laflar büyüdüler benimle beraber; ben kimim derken... 

Benim tüm sevgim sokulup içimden sızarken bedenimden, dışarıda tebeşir çizilen bir ceset izinden fazlası kalmadığında boş bir kabuktan fazlası değildim . Ölünün arkasından kaç gün ağlanırdı 5 gün, 7 gün yada 40 gün mü? Ben kaç gün ağladım? Bilmiyorum. Tek bildiğim ağlarken kayboldum, yok oldum sigara dumanında. 

Dumanlı havalardan olsa hiç dağılmadı içim. Karardı gözlerim. Göz yumdum tüm kaçışlara. Dedim ki kendime "Soru bilene sorulur." ama bilmeyen ben olunca bocaladım,düştüm sokaklara. Kulağımda Cohen düşündüm ve konuştum içimden tün bilinmeyenlere " Yıldızsız bir gökyüzü ne kehanet eder bize, kocaman bir bilinmeyen bahşetmekten başka. Hiç bir şey... Kim olduğunu bilmeyen bir fani dağda taşta ne bulur... Kocaman bir "Hiç", duymak istemiyorum artık boş lafları... Boş duyguları... icindeki boşluğu büyümekten yorulmuş kadınlarla doluyum tıka basa. Fonda çalan müzik belli... yürüyen bir kütüphane gibi içimde okumadığım ne çok kadın var. Elveda tüm bilinen yönlerim. Üstüme örtülen kalın bilincim, süper egom elveda..." Ne diyorum ben dedim birden, kimle konuşuyorsun diye kızdım kendime sanki biraz önce yaptığım başka birşeymişcesine...

Ne kadar çok özlü söz biriktirmişim diye geçirdim içimden. Her gün için bir şiir mısrasına sahip bir ajandanın içinde dağılmış parçalardan toplama bir derlemeydim sanki. Her sayfada aynı hikaye, farklı anlatımlar, kelimeler ile bezeli.

Sadece bir parçasında çektiği bir acı da, ne kadar boğulabilirdi ki insan? Ne kadar yapabilirse işte en fazla o kadar olurdu. Sevinçleri de eksik yaşasa ne fark ederdi ki. Fazlası için ne ayrılacak bir zaman ne de yanacak bir ruh olurdu. Oda yoktu zaten. Kaybolmuştu kendi kurgusunun gölgesinde yaşadığını sandığı hayatında. 

Kaybetmekten korkarken kaybedenlerdendi. Ne kadar çok korktuysa kaybetmekten, yalnız kalmaktan, yok olmaktan o kadar sahip olduğunu fark etti. Ve tüm korkularını kaybetmekten bile korktuğunu anladığında yıkıldı dünyası. Öyle ki ne çok çalışıp, dinmişti. İlmek ilmek örmüştü, var etmişti kendini. Yıllar içinde büyük hummalı bir çalışmanın eseriydi. Bu kadar çalışıp didinip akabinde yarattığı kadının kendi olmadığını, onu ve tüm dünyasını istemediğini anladığında sade bir akşam üstüydü. Sakince oturdu bir koltuğa ve yavaş yavaş kendi ile övündüğü her ne varsa içinden çıkarıp o akşam çöpe attı, birer birer... "

Okuduğumda bu hikayeyi içimden, kendini parçalara ayırmış bir ruhun serzenişiydi yaşadıklarını ifade etme şekli diye geçirdim. Öyle ki bütününde sahip olduğu her şeyi sadece bir parçasında parçalamak, orada yok etmek, orada öldürüp diriltmek gibi bir huy edinmiş bir karakterle karşı karşıyaydım. Merak ettim bir sonraki kayboluşlarında kendini buluşlarını ve nasıl bir kadın diye devam ettim soluğumu tutarak.



"Zihnimdeki zindanlara hapsettiğim tüm kadınları çıkardım, bir yudum su verdim, şefkatle sarıldım hepsine... Sessizliğimi, ifadesizliğimi çıkardım üstümden paralanmış yırtık pırtık haliyle, gözlerimdeki sükunet maskesini söküp attım, yaktım bir ateş ki içim ısınsın. Ama en çok o kendimi merak ettim, kim olduğumu, kendimin. Ayna da ki aksime bakarken, itinayla omuzlarımdaki yükleri aldım, üstlerinde birken tozları silkeledim önce sonra yavaş yavaş indirmeye başladım teker teker. Şımarıklık kadının teninde güzeldi omuzlarımdaki yüklerde değil. Yüklerim direndiler omuzlarıma sarılıp bırakmak istemediler. Yaramaz bir çocuk misali hepsiyle teker teker konuşup vedalaştım. Kolay olmadı bırakmaları,direndiler. Ben de şefkatli ama kararlı bir şekilde baktım uzun uzun, sonra baktıkça yabancılaşan ve uzaklaşan yüklerimin gidişini izledim. Yüklerim uzaklaştıkça göğsümün üstünü sıkan iç sıkıntısının bağları çözüldü birden ve içimdeki tüm katran karası solukların önce birer fısıltıya ve akabinde birer sessizliğe dönüşmesine kadar izledim. Gözlerinden akan bir iki damla katran da katılırken aralarına içimde derin bir huzur vuku buldu sanki.

Tezgahın altından özel bir gün için sakladığım şarabını çıkartıp içmek için hazırladım. Bir insanın hayatında kendisi ile yüzleşmesinden daha özel bir an olabilir miydi ki? Olamazdı bu sebep ile bir kadeh kendime bir kadeh de yanımda olmayan herkes için boş tezgahın üstüne koydum. Basit bir düşüncenin esiri zihninin ışıklarını açtı ve geç kalmış tüm soruları toplayıp çöpe atarken bir yudum şarap bulanıklığı hediye ettim kendine. 

Dışarıda yağan yağmur, sıkışan trafik ve çalan kornalar eşliğinde uğurladım hepsini. Dudaklarımdan sızan sigaranın dumanının tadını, içine sinen tütün kokusunu bardağımın kenarına hediye etmekte cömerttim bu gece. Ne de olsa bu gece zihnim bedenimden taşınıyordu ve ruhum her şeyi ele geçiriyordu. "

Bu nasıl bir kaybolmuşluktu böyle. Beyin tutulması yaşıyordum. İliklerime kadar irkilmiştim. Gece mi soğumuştu, okuduklarım mı beni bu kadar etkilemişti hiç anlayamadım. Ama inkar edilemez bir gerçeklikle her cümlenin içimde bir karşılığı olması soluğumu kesmişti. Hele ki yazarı anlamak için Cohen' den açtığım parça ile yazarın her duygusu içime hücum etmişti. Şaşırdım... Aynanın karşısında bakarken gözlerime, sakallarıma düşen beyazlarla daha bir yaşlı hissettim sanki. Günlerdir evden çıkmamış olmaktan mı bilemesem de bir yok olmuşluk çöktü üstüme. Boğuldum birden...

Nefes almak hırıltılı bir kavgaya dönüştükçe, kaçma hissiyatı ağırlaştıkça ağırlaştı ve üstümdekileri önemsemeden o paspaye halimle kendimi amaçsızca sokağa attım. Varmak istediğim bir yer yoktu, bekleyeceğim bir otobüsüm olmadığı gibi. Arabamın için bıraktım kendimi. Anahtarlarımı çalıştırdığımda radyo da çalan müzikle yok olup, defalarca dirildim saniyelerle ölçülebilen bir zaman aralığında. İnanamadım, hiç bir melodiden bu kadar nefret edip bu kadar sevmemiştim. Boşaldım birden. Gözlerimden boşalan yaşlarla, göğsümden sökülen hıçkırıklarla anladım her şeyi. Kaçacak yer yoktu... Cohen gibi o da  ben neredeysem oradaydı ... Kontağı kapatıp, yavaşça çıktım. Artık biliyordum tüm yok oluşumu; Ben de kendi Boogie sokağımdaydım ve geri dönmüştüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder