13 Ağustos 2016 Cumartesi

Yollar...



Yollar...

Hayat dediğimiz, yol ayrımlarında geçen anlara hapis kalan bir resimden başka bir şey değilken resmin içinde bu anları görmezden gelerek ilerliyoruz. Doğmayı seçmemişken, ölümü ise hiç istemiyorken seçimlerin arifesinde geçen günlere ömür diyoruz biz insanoğlu. Oysaki doğmayı seçmediğimiz, ölümü istemediğimiz kocaman bir yalandan başka bir şey değil. Beni ben yapan bir hücrem doğmak için savaş verirken, diğer yanım ona kollarını açarken ve birleştikleri anda var olan bir mucizeye nasıl istememek diyebilirim ki? Yada doğduğum anda öleceğim en gerçek son iken nasıl istemediğimi iddia edebilirim ki? Oysaki ölmek için doğmuş olmamızdan bir haber attığımız her adım ile bilinen sona farklı yollardan yaklaşan canlılardan başka bir şey değiliz.

Yollar... Bizi başkalaştıran, dönüştüren, var eden ve yok eden yollar. Biz doğduğumuzda var olan ve öldüğümüz de yok olan yollar... Ve bu dünyada çizilen senaryodan vazgeçmemek için her yalana tutunan bir bilinç... 

Ne tuhaf...

Kumsaldaki deniz kokusu ve o derin maviliğin ayışığı ile buluşmasını denizin en derin noktasında karşıladım. Kollarını açan, tüm bedenimi sarmalayan ve her nüfuz ettiği yeri iyileştiren yeniden var eden bir bütünlük ile karşıladı beni. Uzun süredir ayrı kalan iki dost misali bir muhabbetin en heyecanlı yerindeki derin bir haz duygusu ile kavuştuk ve ay üstüme doğduğunda tüm ışıklarıyla yıkarken ruhumu kalabalıklarımdan ayırıp kendime gelen tatlı bir kapı açıldı sanki. Denizin ortasında salınan bir su damlası misali tek ama teslimdim tüm evrene... Tüm var olma hengamesine inat kocaman bir hiçlik tadında bir nefes oldu o kısa an karanlık ruhuma... Sadece o kısa an içinde tüm dünya yok oldu ve yeniden var oldu, tüm nehirler bir kezde benim için kuruyup tekrardan doğdu kaynaklarından ve ay benimle battı güneş benimle doğdu. Kısacık bir ana sığdı her şey, koca bir ömre bedel olmayan.

Bedelsiz var oluşlarda bulduğunda kendini, kocaman bir merhaba kopar bağrının en derin köşesinden. Tatlı şen şakrak bir şakıyış gibi uçuşur kelebekler tüm zihninde... Ormanlar dile gelir, dağlar eteklerinde çingene kadın misali var eder birden seni. Tüm dünya içinde bir var oluş hengamesi ile raks ederken tüm evren emrine amade bir dost misali kanına karışıp akar. Bir nabız atışında duyulur tüm güzel sesler ve tüm ürpertiler...

Yollar...

Sona varan tatlı kıvrımlar... 


Alnımızda yanar gençliğin tacı 
Yorgunluğun anasını satarız 
Elimizde neşemizin kırbacı 
Ufukları önümüze katarız 

Göğsümüz kuvvetli , gönlümüz temiz 
Tükenmez yolları tüketiriz biz 
Ne saray,ne hamam,ne han isteriz 
Nerde gün batarsa orda yatarız 

Sabah burdaysak,akşam ordayız 
Günlerin peşinde bir hovardayız 
Bazı mısra gibi dudaklardayız 
Bazı "kimsin" diye soran bulunmaz 

Hey anam hey!Yolcu yolunda gerek 
Bazı altımızda kuştüyü döşek 
Bazı örtünecek yorgan bulunmaz! 

Nazım Hikmet


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder