4 Temmuz 2016 Pazartesi

Ahkam-ı Fer'iyye yani bizim MUTEBER #Vol 9




Muteberim can parem,

Sorgu içinde var edilen  bir hayatın insana sunabileceği en büyük zenginlik huzur iken, dün eskiden çok sevdiğim birini kaybettiğimi öğrendim. Eskiden diyorum çünkü zaman ile insan her şeyden vazgeçebilir, her şeyi değiştirebilirmiş, onu öğrendim. Üzüldüm elbet ama ne bileyim öyle dünyalar yıkılmadı başıma yada depremler,seller olmadı içimdeki dehlizlerde, dün manası yoktu bugün de bedeni yok oldu o kadar... Şimdi sana yazarken bakıyorum da insan kaybede kaybede günler geçirince  bugüne de yaşanacak acı kalmıyormuş, kalmamış! Şimdi anlıyorum.

Sonra durup diyorsun ki bak ne oldu sadece giden ömürden bir parça ama en çok senden bir parça.

Ama canım sıkılmadı desem doğru olmaz, sıkıldı. Geçen zamana, verilen emeğe, gençliğime sıkıldı. Ne gerek vardı demeden geçemedim tabii. Bu kadar olaya, soruna duruma. Ama neyse Allah taksiratını affetsin ne diyeyim.

Sana yazarım elbet, hem de sık sık yazarım kim kaldı ki eskilerden, bizi biz olarak bilenlerden. Bak sana şimdi deniz manzaralı bir terasın en nadide köşesinden yazıyorum. Önümde uzanan engin deniz kadar dalgalıyım bu gece... Bir fener var uzaktan bana göz kırpan, yalnızlığı saniyeler ile aydınlatan.

Çayım ve sigaram var yanımda, birinin buharı diğerinin dumanına eşlik ediyor.Onlar birbirine eşlik ederken ben de eski de anılar da bir gezintideyim bu gece...

Neden Muteber? Neden bir yanım gündüz gibi aydınlıkken ben hep karanlığı seçenlerden oldum ki?Gördüğümü söylediğim ama görmediğim hangi duygu beni bu gece bu kadar perişan eden?

Yalnızım biliyorum, çevremde ki o kadar kalabalığa rağmen susan bir ruh mu beni bu kadar perişan eden. Kim  bilir belki de sadece gecedir karanlık olan.

Ölüm denilen nedir ki? Küçük bir soluğun bedenden çıkıp bir daha içine girmemesi değil mi? Eğer öyleyse ben kaç kere öldüm muteber? Kaç gece sabahım dar oldu söylesene? Söyelemezsin sen de yoktun ki o günlerde, sen de kendi hayat meşgalenle meşgul değil miydin?

Acı değil içimdeki, bildiğin kızgınlık. Hani o diyar diyar gezip, yüce yüce dağları aşıp da küçücük bir su birikintisinde boğulan yanıma...

Kırgınım bu gece... Sana bana herkese...

Neyse boşver sen beni, bugün rotası olmayan gemi misali avareyim işte...

Sen beni bilirsin, kimselere söylemem derdimi... Ben de senin mektubunu alınca hemen eski plaklardan birini koydum pikabıma... Uğursuz bir gecenin havasını dağıtır umuduyla. Senin anlattığın hikayeyi düşündüm sonra. İnsanlar ne acayip değil mi dedim kendi kendime... 

Kim bilir ne hikayeler var daha anlatılmayan, çok da uzaklara gitmesek sende bende mesela... Neyse ilk karşılaşmamızda anlatırız belki, belli mi olur... Şimdilik son veriyorum bu mektubuma. İnsanın canı sıkkın oldu mu yazacak pek de bir şey bulamıyor öyle değil mi?

Sen iyi ol can kuşum..

Sevgilerimle ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder