19 Haziran 2016 Pazar

Ahkam-ı Fer'iyye yani bizim MUTEBER #Vol 8



Can Parem,

Uzun zaman oldu biliyorum sana yazmayalı, ne olur kızma bana. Piyanomun tuşlarında gömülü günler geçirdim. Eski melodileri tekrarlayan bir virtüöz misali hep aynı parçayı çalıp duran birinin yorgunluğu ile sana yazıyorum.

Apartmanın holünden geçerken orta sehpaya bırakılan kitaplara göz gezdirmek akşam eve dönerken yerine getirdiğim bir ritüel  gibi. Genelde modern çağın eserleri bırakılsa da bugün gözüme çarpan kitap diğerlerinden çok farklı. Ama onu farklı kılan eski elde dikilen bir cilde sahip, kapağı eskimiş, sayfaları sarı bir kitap olması değil. Yada defalarca okuduğum, her okuduğumda başka hisler doğurduğum "Uğultulu Tepeler" olması da değil.  Onu bu kadar farklı kılan üstünde sahibine ait bir imza ile içinde sahibine ait izlerle bezeli bir yaşam olması sanırım. Abartılı duygularım olsa da bu kitabın ilk sayfasına kararlan bir not beni derinden etkiledi. Kim bu kadar kıymetli bir kitabı bırakır buraya bilemiyorum ama öksüz bir çocuğu evlat edinen bir kadın misali ona dokunmaya bile kıyamadım neredeyse.  Öyle ki sanki elimdeki bir kitap değil, avuçlarıma dokunan bir tende atan can gibi geldi, anlatması zor ... 

"Kaç yazı yazdım biliyor musun? Sonu olmayan kaç yazı. Uzaktan gelen akordiyonun sesi olmasa yapayalnızım yine. Bir romen çocuğunun fitursuzca attığı şen kahkahanın eşiliğinde uzaktan gelen hüzünlü bir meleodi var evimde. Sen yoksun yapayalnızım bu gece. "

İçimdeki yalnızlığa dokundu bu cümleler. Kaç yazı yazmıştı acaba.Günlerdir yazıp sildiğim satırlarım geldi aklıma, hangisin de vardım hangisinde yoktum bilmeden geçip giden hikayeler. Birinin mahremine dokunurmuşcasına tedirgin fakat bir o kadar da heyecanlı bir şekilde açtım kitabın sayfalarını.

İçine yazılan parça parça cümleleri okudukça gençliğim gözümün önünden geçip gitti. Biri de bana aynı duygularla dokunmuş muydu diye sormadan edemedim. Kahkahanın kursağında asılı kaldığı geceleri bu kadar iyi anlatan birinin yalnız olduğunu düşünmek içimi acıttı. Yaşarken hep sanıyoruz ki anlatamadıklarımız bizim eksik cümlelerimizden kaynaklı ama burada yazanlara bakıyorum da sanırım hep yanılmışız. Asıl mesele bizim eksik cümlelerimiz de değilmiş, duymak isteyene yeten fısıltılarımızdaymış. Kitabın içinde yaşanan hayatta eksik kalmış, yarım yaşanmış. Senin mektubun da gelince aklıma Turgut Uyar 'ın dizeleri geldi birden.

Başka Havlar getir bana
İçinde biraz bahar olsun ,
Biraz sen,
Biraz da cumartesi.

Başka başka havalar getiren tüm dostlara selam olsun buradan. Hatta o eski anıları yad etmek gramofonda çalan eski plaklar kadar keyif veriyor bana. Ali'nin de gözlerinden öp benim için. Ne çok dinlerdik Edith Piaf'ı hatırlıyor musun?

Bugün de eve gelince hemen tozlanmış dolap raflarındaki plaklarından La vie en rose 'u koydum babamın pikabına. Çalışmaya çalışmaya baya eskimiş ama olsun çalarken duyduğum çıtırtının bile tadı başka. Bambaşka bir kadın. daha.

Sonra sana bahsettiğim kitabı karıştırmaya devam ettim. Bir sayfa da Catherine ile  Heathcliff in tekrar karşılaşmalarını anlata yerin yanına "Tukunun böylesi hep yazarların kaleminde sanıyorsun ama yanılıyorsun. Bana bir kez baksan, sana bir kez bakmama müsaade etsen ayaklarına sereceğim tüm varlığımı" notunu almış. 

Bak mesela ne demiş başka bir sayfa da

Karanlıktayım bu gece
Akkor misali zaman, canımın kuytu köşesi sen yoksun,
Dar dehlizlerde yüreğim, kanımda dolaşan alkol değil senin adın
Ezgisini yitirmiş melodi misali her hece
Mazimde var bugünüm de yoksun...

Ne duygu yüklü satırlar böyle... Edith ile beraber okuyunca 50'li yıllardan bir filimi izler gibi karıştırdım sayfalara. Hiç tanımadığım birinin hayatına bu kadar girmiş olmak beni hem heyecanlandırdı hem de duygulandırdı. Anlattıkları o kadar gerçek ki, modern zamana aykırı bir romantik bir anarşijim resmen.

Kitaptaki notlardan bir sonuç çıkarmak pek mümkün olmasa da hayallerimde vardığım sona razı bir şekilde kitabı aldığım yere geri bıraktım. Ve o zaman neden bu kitabı buraya bıraktıklarını anladım çünkü bu kitap bir kişiye ait olamayacak kadar çok şey barındırıyor içinde. Bende bir kitaba notlar almaya karar verdim. Ve onu paylaşmaya... Tatlı bir oyun değil mi...

Gene çenen düştü diyeceksin biliyorum. Tatlı bir tebessüm ile bana oraları anlatmaya devam et lütfen Oğuz, hasret ile gözlerinden öperim.

Sevgilerimle Muteber...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder