Rüzgarın eşiğinde sallanmaktan yorulmuş kendini halatlardan birine sıkıca bağlamıştı. "Ne olacaksa olsun." diyordu bağırarak. Fırtınanın gözünden içeri girmişti, dalgaların boyunu tarif etmek için seçebilecek kelimeler uçup gitmişti aklından. Bir taraftan Empire State binası kalkıyor diğer taraftan Özgürlük anıtı vuruyordu dalgaların dibine. Elleri acımış, kan oturmuştu bileklerine. Daha ne kadar dayanabileceği konusunda bir fikri kalmamıştı. "Yeter" diye tekrardan haykırdı. Ağlıyor muydu? onun bile farkında olmayacak kadar ıslaktı.
Her şeyin anlamını yitirdiği bir zamanın eşiğinden içeri atılmıştı. Çığlık çığlığa kahkahalar atıyordu. Kimse yoktu, yaşam yoktu, yarın yoktu neredeyse şu an yoktu. saniselerle bezeli bir yaşama şansına tutunan bir kum tanesiydi resmen. Harikalar diyarındaki Alice olmayışına lanetler savurdu. Boşa harcadığı her dakikasına küfürler etti. Deli gibi sallanan bu tekne ile yitip gidecek ömrüne ağlamak için çok geç kalmıştı ama şu an da en iyi yaptığı şey bu gibi duruyordu.
Onun için "hayat" denilen olgu o teknenin tek sağlam kalan direğinden fazlası değildi. Hayata tutunmak demek direğe tutunmak demekti ki, ikisini birbirinden ayırmak mümkün dahi olamazdı.
Çıldırmak tam da bu olmalıydı. Sırasıyla önce korkmuştu, sonra sinmişti, ağlamıştı, sonra lanetler etmiş tekrar kaderine ağlamıştı, bağırmıştı ve artık en son noktada kahkahalar ile gülüyordu. "Aklımın varacağı son noktayım galiba ."dedi kahkahalar içinde.
Gerçekten de bir son nokta var ise insan bedeninde yada ruhunda işte tam orada idi. Azap çekiyor, kahır kusuyordu. Bir bilinmezin içinde tek gerçek gibi duran ölüme inat, bir sonraki anı tahmin etmeden yorgun bedeni ile bilinmeze doğru sürüklenişi devam ediyordu. Ruhunu bu sularda kaybedeli çok olmuştu lakin bedeni için yeni bir kayboluştu bu yaşadığı.
Yuttuğu galon galon suyun, tenine kamçı gibi inen damlaların, o dalgadan bu dalganın kucağına savrulmasının hiç bir anlamı olmadığını düşünemiyordu. Bir anlamı olmalıydı yoksa boşu boşuna ölmekten fazlası olmayacaktı elde ettiği.
Hayat, tamda ölmek üzereyken yaşamak istenilen bir yerdi. Oysa yaşarken ne çok ölmek istemişti. Defalarca defalarca içinden bu anı yaşayıp sevdiklerini üzdüğünü hayal ederek derin bir haz almıştı. Hoş gerisin geriye gelen bir kaç gün sonraki umursamaz yaşam tarzını düşününce bu hazdan daha fazla ızdırap duymuştu ama olsun bir an dahi olsa bunu en derin kuytu köşelerinde istemişti.
Sevdikleri sevmedikleri, bildikleri ve bilmedikleri aklından geçti. Kim onun için üzülürdü, kim yas tutardı bilemedi. Annesi geldi gözünün önüne. O üzülürdü, yıkılırdı ve belki de bir tek o devam edemezdi onsuz yaşamaya. Diğer herkes için akan zaman durmayacaktı ya. kimileri için bir gün kimileri için 40 gün sürecekti bu son buluş. Zamanın ne önemi vardı ki, sonuç olarak unutulacaktı bir gün.
Yüzüne çarpan tokat gibi dalga ile irkildi, nefes almasını kontrol altına almasaydı boğulabilirdi oracıkta. Gözleri kamaştı, derin bir karanlığın içinden geçerek gelen bir melek gibi göründü gözüne.
Sonra uzaklaştı, sonra geldi... Ne olduğunu anlaması biraz zamanını aldı.
Bugün ölmeyeceğim dedi kendi kendine. Ölmek için fazla fırtınalı bir gün diye geçirdi içinden.
Tatlı bir kahkaha bahşetti fırtınanın en derinine ...
Deniz kenarındaki denizciler fenerin etrafında bata çıka ilerleyen tekneyi görmüş ama ona ulaşmak pek mümkün olmamıştı. Ancak Fırtınanın dinmesiyle beraber sabah karaya vuran tekne enkazına ulaşabildiler. Enkaza vardıklarında suyun üzerinde, yüzünde tatlı bir gülümseme olan bir ceset buldular. Hırpalanmış bir bedene inat o yüzündeki, ölümü yendiğine inanan birinin sahip olabileceği gülümsemeyi hiç ama hiç anlamadılar.
Yuttuğu galon galon suyun, tenine kamçı gibi inen damlaların, o dalgadan bu dalganın kucağına savrulmasının hiç bir anlamı olmadığını düşünemiyordu. Bir anlamı olmalıydı yoksa boşu boşuna ölmekten fazlası olmayacaktı elde ettiği.
Hayat, tamda ölmek üzereyken yaşamak istenilen bir yerdi. Oysa yaşarken ne çok ölmek istemişti. Defalarca defalarca içinden bu anı yaşayıp sevdiklerini üzdüğünü hayal ederek derin bir haz almıştı. Hoş gerisin geriye gelen bir kaç gün sonraki umursamaz yaşam tarzını düşününce bu hazdan daha fazla ızdırap duymuştu ama olsun bir an dahi olsa bunu en derin kuytu köşelerinde istemişti.
Sevdikleri sevmedikleri, bildikleri ve bilmedikleri aklından geçti. Kim onun için üzülürdü, kim yas tutardı bilemedi. Annesi geldi gözünün önüne. O üzülürdü, yıkılırdı ve belki de bir tek o devam edemezdi onsuz yaşamaya. Diğer herkes için akan zaman durmayacaktı ya. kimileri için bir gün kimileri için 40 gün sürecekti bu son buluş. Zamanın ne önemi vardı ki, sonuç olarak unutulacaktı bir gün.
Yüzüne çarpan tokat gibi dalga ile irkildi, nefes almasını kontrol altına almasaydı boğulabilirdi oracıkta. Gözleri kamaştı, derin bir karanlığın içinden geçerek gelen bir melek gibi göründü gözüne.
Sonra uzaklaştı, sonra geldi... Ne olduğunu anlaması biraz zamanını aldı.
Bugün ölmeyeceğim dedi kendi kendine. Ölmek için fazla fırtınalı bir gün diye geçirdi içinden.
Tatlı bir kahkaha bahşetti fırtınanın en derinine ...
Deniz kenarındaki denizciler fenerin etrafında bata çıka ilerleyen tekneyi görmüş ama ona ulaşmak pek mümkün olmamıştı. Ancak Fırtınanın dinmesiyle beraber sabah karaya vuran tekne enkazına ulaşabildiler. Enkaza vardıklarında suyun üzerinde, yüzünde tatlı bir gülümseme olan bir ceset buldular. Hırpalanmış bir bedene inat o yüzündeki, ölümü yendiğine inanan birinin sahip olabileceği gülümsemeyi hiç ama hiç anlamadılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder