23 Aralık 2017 Cumartesi

Kış




Rüzgarlı ıslak bir günün sabahını akşam etmiştik hep beraber. Kar tanelerinin ıslak dolu bulutların içinde saklandıkları bir ikindi vaktiydi işte. Evde camımın önünde duran tarçın kokulu sütüm ile sallanan sandalyede kendimi uyuttuğum bir anda, kendime biraz huzur hediye etmiş gibi kalabalık ama ıssız bir zamandı yaşadığım. Yada tek yaşamak istediğim an buydu. Olanları hissettiğim, ama kelimelerde duymadığım bir andı. Öyle bir an da olsa, insanlar olacakları bilseler bile o an içinde ne hissedeceklerini asla bilemezler. Bazen bu sebeptendir ki kontrolsüz hislerinin öfkesinde, sevincinde yada üzüntüsünde kendilerini kaybetmeleri. 

İşte tamda böyle bir öfkenin ardına inen yorgunlukla bıraktım sallanan koltuğa kendimi. Uykunun dinginleştiren, iyileştiren ama daha çok duyguları yok eden o özelliğine bir bağımlının yoksunluk anı gibi hitiyaç içerisinde bıraktım kendimi. Dalgınlıkla,sarhoşlukla bölük pörçük bir uykunun ardından, kararan güne yağan karlar ile gözlerimi açtım. Çınar yapraklarının üstüne konan kar tanelerinin çam ağaçlarının arasından neşe içinde geçişlerine şahit oldum. Doğanın uykuya dalışının son emaresi olan karın usul usul uyuyan çocuğunun üstünü örtüşünü izledim usulca. Rüzgarla hareket eden dalları, son bir güç ile direnen yapraklara şahit oldum. Kışın habercisinin eşliğinde evine giden mahlla sakinlerini izledim. Usul usul yanan ışıkları saydım. Eve gelen aile fertlerini, sarılmalaını sevgi ile kucaklaşmalarına şahit oldum gizli bir misafir misali. Bir kedinin camdan bana bakışına tanık oldum ama utanmadım.

İçimde soğuyan duyguları hatırlamak istedimse de beceremedim.Öfkemi, neşemi, üzüntümü koyduğum anı aradım ama yerinde duran kocaman birboşlukla karşılaştım. Bildiklerine karşın elde ettiğin gerçekliğin soğukluğuydu ensemden geçen ürpertinin sebebi.Yalanların yalan olduğunu bilmenin ağırlığıydı yüküm. Affetmenin seçenekten çok sıradaki adım olduğu bir anın donukluğu, vurdumduymazlığıydı aslında yaşadığım. Geri dönmemek için hiç gitmediğim bir yolculuğun ilk hareket anıydı belkide. Gidebilsem dönmeyi bile istemeyeceğim bir yolculuğun red ediliş anıydı aslında. Piyanonun tuşlarında akan kararlı parmaklar kadar sert basılan notaların çıkardığı melodinin bütünüydü yaşadığım. Akordiyon tınılarının kattığı neşeyi bulamadığım piyano tuşlarının karanlığıydı gitmek istemediğim. Ama istemesem de hep kapısında bittiğim. Aynı his, aynı donukluk, aynı soğukluk ve o aynı yok oluş. Bilmediklerinin güvenli gölgesinde serinlemeye alışan ruhların cehennemidir gerçeklerin kavurucu sıcaklığı. Yok sayılamayan, göz ardı edileyemeyen kendi içinde çöküş yaşanan bir ana sıkı sıkı sarılmaktan daha başka ne olabilirdiki yaptığım. Küçük bir delilik alıştırması sayılmazdı bu yapılanlar.Bir dönemeci dönüş anının keskinliği sadece...

Karanlık çöküyor boşluğuma, ışıklar sönüyor tek tek... Donuyor gece... Gidiyor ışık... Kış geliyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder