Beynimin içinde milyonlarca kez tekrarlanan monologlar hatta bu sorular bile aynı döngünün birer parçası. Bu yanlışlığın parçası olmak istemiyorum lakin ya yanlış sorular soruyorum ya yanlış cevaplar veriyorum ya da her şeyi doğru yaptığımı sanarak yanlış uygulamalar yapıyorum. Evini dip köşe temizleyen bir kadının titizliği ile incelerken tüm olanları tozlu raflarda dolanmak çok acayip. Üstelik hepsi muhtemel olasılıklarken hatayı bulmak ne kadar zor. İğneyle kuyu kazmanın sansürsüz belgeseliyim resmen.
Mısır gibi halim, her yerde ayaklanmalar var. Kim kime karşı niye karşı bilmeden ayaklanıyorlar. Bende kendime bir simge seçmeliyim. Gezinin kırmızılı kadını, siyahlı kadını, duran adamı var, Mısır'ın rabiası. Bendeki kadınların, duran taraflarımın yada rakamların sınırı yok. İfade etmek istesem anca roma rakamları işe yarar. Yoksa hesap makinelerinin haneleri yetmez...
Bu kadar kuşatılmışken asıl içimi sıkan şeyi tam olarak bulamıyorum. Bu "arada kalmışlık" duygusuna tahammül etmem giderek zorlaşıyor. Hiç sevmediğim bir ruh hali. Genellikle bu ruh haline beni sokan şeyden kaçma eğilimindeyimdir. Saklanmayı severim. Ama ne hikmetse bu son zamanlarda kaçamadığım gibi hep yüzleşmek zorundayım, birde üstüne benim adıma kimsenin karar vermemesi eklenince işler pek nahoş oluyor. İnsan işte en çok böyle zamanlarda dinleneceği bir kol kanat arıyor.
Ben bu yorgunluğumu ilaçlarla geçirmeye çalışıyorum şu aralar. Düşerken beni itenlere mi yoksa beni tutmaya çalışmayanlara mı daha çok kızmalıyım bilmiyorum. Her ikisi de suçlu gözümde. Zamansızlığın içinde zamanı kötü harcadığını düşününce daha bir kızıyorum kendime. Giden benim hayatım iken başkalarına harcanan bunca zaman ancak ziyan ve büyük bir günah olabilir.
Acıdan kaçmanın en birincil yolu uyku değil mi? Uykuya veriyorum kendimi şu aralar. Paranoyakça düşüncelerden kaçmak için en son sığınağım. Rüyalar gerçi bazı uyku seansları mı gerçekmişcesine kabusa çevirse de genel olarak iyi bir sığınak. Bütün acı beynimin içindeyken fiziksel olarak bu kadar sarsılmak çok enteresan. Kendimi deneysel bir hava da izliyorum çoğu zaman ve dışarıdan kendime baktığımda gördüklerimle çıkarımlarım daha da bir olgunlaşıyor. Ve resmen hormonal bir savaş veriyorum beynimle. Bilinç altım ile bilinç üstüm, geçmiş ile geleceğim ve hepsi ile bugünüm savaşıyor.
Kaç filim çekilir bu hikayeden, hikaye nerelere varır şimdilik senaristlerden bir açıklama yok, hep beraber izleyecek, yaşayacak ve yazacağız...
Ben bu yorgunluğumu ilaçlarla geçirmeye çalışıyorum şu aralar. Düşerken beni itenlere mi yoksa beni tutmaya çalışmayanlara mı daha çok kızmalıyım bilmiyorum. Her ikisi de suçlu gözümde. Zamansızlığın içinde zamanı kötü harcadığını düşününce daha bir kızıyorum kendime. Giden benim hayatım iken başkalarına harcanan bunca zaman ancak ziyan ve büyük bir günah olabilir.
Acıdan kaçmanın en birincil yolu uyku değil mi? Uykuya veriyorum kendimi şu aralar. Paranoyakça düşüncelerden kaçmak için en son sığınağım. Rüyalar gerçi bazı uyku seansları mı gerçekmişcesine kabusa çevirse de genel olarak iyi bir sığınak. Bütün acı beynimin içindeyken fiziksel olarak bu kadar sarsılmak çok enteresan. Kendimi deneysel bir hava da izliyorum çoğu zaman ve dışarıdan kendime baktığımda gördüklerimle çıkarımlarım daha da bir olgunlaşıyor. Ve resmen hormonal bir savaş veriyorum beynimle. Bilinç altım ile bilinç üstüm, geçmiş ile geleceğim ve hepsi ile bugünüm savaşıyor.
Kaç filim çekilir bu hikayeden, hikaye nerelere varır şimdilik senaristlerden bir açıklama yok, hep beraber izleyecek, yaşayacak ve yazacağız...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder