"Ben özelim." cümlesi kişisel gelişimcilerin en çok tasdik ettikleri fakat biz yöneticilerin sıkça unutmak ve unutturmak istediğimiz bir kavramdır. Kişi kendini ne kadar az özel hisseder ise o kadar çok itaatkar ve size bağımlı hale gelir. Fakat kişi kendini özel hissetmeye başladığı andan itibaren (görevi en alt düzeyden en üst düzeye) kendinin esas olduğu kurum ikinci plana atıldığı bir varsayımlar içerisinde hareket etmeye başlar. Bu hareket tarzı ise çıkarların söz konusu olduğu durumlarda iki taraf için gergin görüşmelerin başlangıç noktası olmasını sağlar. Oysaki esas kurumdur. Ve kurumlar kişilere değil ekibe odaklı olmayı tercih eder. Kişiler değişken olabilir lakin kurum daima ayakta ve hep çizgisinde kalmak ister. İşte bu nokta da kurumlarda çalışan personellerinin özelliklerini ve değerlerini unutmadan ama çizgisinden de çok taviz vermeden hareket etmesi gerekir.
Çünkü kurumları başarıya götüren ne kadar doğru kişi ile ve çalışan insan gücünü ne kadar verimli ve doğru kullandığı ile ilintilidir. Patron "ben merkezci " noktada kalır ise zaman ile kalitesinden tavizler vermeye başlar. Ucuz işçi, ucuz mal bu sonuçları doğurur. Lakin kurum kalite esasından vazgeçmeden personeli ile doğru orantıda bir kazanç sağlayabilir ise herkes kendi açısından kazanacağından kurumun prestij ve iş gücü anlamında beklentisi her ne olursa olsun uzun vadede beklediğinden yüksek kazançları olması muhtemeldir. Bu durumun kuruma kazandırdığı bir diğer kazanç ise kalitesiz yada kurum kültürüne aykırı personeli ile yollarını ayırması ve yerine daha kaliteli eleman bulması çok daha muhtemel olacaktır.
Biz yöneticilerin bu durumlarda ki pozisyonları nasıl olmalıdır derseniz; kurum,eleman ve sizin kombin olarak değerlendirilmeniz sonucu çıkaracağınız sonuçlara uygun davranmalısınız. Lakin benim gözlemlediğim daha patroncu bir eğilim olduğudur ki bence daha çok personel üzerine eğilinmelidir. Evet kurum esastır lakin işi yürüten insan ise o güce hakkını vermek ve ona haksızlık yapılmaması en önemli unsurdur. Bahsettiğim husus disiplinsizlik değil elbette. Disiplin ile zorbalığı ayırmak çok önemli bir noktadır. Kişilere huzurlu bir çalışma ortamını vermek bir kurumun sağlaması gereken en temel durumdur. Çünkü Türkiye de kişiler iş yerlerinde en az 8 saat geçirmektedir ki bu ailenizle beraber geçirdiğiniz zamandan çok daha fazladır. Hal böyle olunca da kişilerin ruhsal sağlıkları biz kurumların ve yöneticilerin ellerine bırakılmaktadır. Bence yöneticilere insan psikolojisi eğitimleri verilmesi ve iş yaşamının teorik bilgilerden çok pratik uygulanan kararlar ile yönetildiğinin anlatılması çok daha mühimdir.
Patronun elinde bir oyuncak değil bir terazi olmanız dileğimle
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder