14 Eylül 2021 Salı

Unutmanın merhameti ile büyüyen çocuklar...

 

Bir insanın en büyük kaybı onu koşulsuz seven insanların bu hayattan göç etmeleridir her zaman. Bu zamana kadar en büyük kaybımı yaşadığımda Çocuktum... Önce Anneanemi, bir kaç yıl sonra teyzemi kaybettiğimde aklı ermez dedikleri yaşlardaydım. Ama yaşanan duygunun yaşı olmayınca, aklım ermez sanılan bir yaşta, onlar gittiğinde yalnızlığı öğrendim desem yalan olmaz. Kocaman bir aileden içine çekilen küçücük çekirdek aileye dönüşü gördüm. Neşenin sessizliğe dönüşümünü izledim. Çocukluğumun şahitlerini kaybettikçe, Özlenilmenin büyük bir lüks olduğunu anladığımda büyüdüm aslında.

Onlarsız ilk yılbaşında bana alınılmayan hediye ile hatırlanmadığımı hissettiğimde yaşadığım boşluk ile büyüdüm. Daha 8 yaşındaydım, ama büyümüştüm. Unutmanın merhametiyle büyüdüm yaşı kaç olursa olsun içinde hep çocuk olan her çocuk gibi...

Zaman hatırlattı kendinin sonsuz olmadığını elbette, ama bahanelere sığınan aklımızla içimizde yaşayarak Yaşlıydı, Acı çekiyordu, ve daha aklıma gelmeyen bir çok bahaneyle dindirdik içimizde kabaran duyguları...

Ama sen gidişinle yeniden bana 9 yaşımda ki o yanlızlığımı hatırlattın...Tüm kaybettiklerimle beraber kaybede bileceklerimi hissettirerek hatırlattın... 

Öyle bir gittin ki sen gittin ama sesin kaldı aramızda... Dönüp arkamıza baktığımızda dokunabilirmişiz gibi gelen günlerde, bize bıraktığın mesajlardaki zamanda asılı ama bu anların yansımalarında yokluğunla ezildiğimiz zamanlar bırakarak gittin.

Bir nefes, bir gün derken kocaman 40 gün geçti. Gitti. Elimizde yaşanmışlıklardan başka bir şey bırakmadan; Herkes de, her yerde bir parçasını bırakarak gitti.

Günler gitti ama pişmanlıklar kaldı bizim çıkınımızda, daha fazla yapmadığımız her an için yaşanan, o gün için küçük bugün için telafisi mümkün olmayan pişmanlıklar. Yapmadıklarımız, yaptıklarımız, anlatmadıklarımız, söylemediklerimiz, ertelediklerimiz, unuttuklarımız, düşünmediklerimiz, düşünemediklerimiz ile dolu pişmanlıklar... 

Yumrular oturdu dokuz boğum boğazımıza, ne indi biraz aşağıya ne çıktı yukarıya. Her bir boğumda yeni bir hikaye ile acıttı canımızı... Göz yaşları sadece taşan duygular olarak aktı, asıl acılar akmadı gözlerimizden, dökülmedi dilimizden... Boğazımızda düğüm düğüm kaldı. söylemediğimiz gölgelerimiz de kaldı. 

Öyle şeyler yarım kaldı ki boğazımızdaki düğümlerde gülsek gülünmez, değişmesini istesek de değişmez... 

Mesela Bir dizinin sezon sonunda anlatılmayan hikayesi bile yarım kaldı. Son olduğunu bilmeden yaşadığımız diğer günler gibi yarım kaldı. Ölümü unutan cahil zihinlerimizin neşesinde, yaşayacağımızdan emin bir halde, iki ay sonra izleyeceğimiz  bölümle yeniden başlayacak heyecan yarım kalmasın diye anlatmadığımız hikaye bile boğazımda düğüm kaldı. 

Anlatmadığım için özür dilerim...

Gidişinle ardında bıraktığın bir çok güzel anı olsa da şu anda bize daha çok acıyı öğrettin desem kızar mısın bana acaba. Dışı parlak jelatinlerle kaplı içi boş ambalajlar gibi geçen bir zamanın içindeyiz. Öyle bir zamanki başlangıcı var ama bitişi yok. 

Her gün kendime bitişi olmayan bir boşluğun içi nasıl doldurulur? diye soruyorum aslında. Zaman neyi ne kadar doldurur? ya da gerçekten dolduran şey zaman mı? diye düşünürken bir anda acaba  bizim ölümlü beynimizin en büyük kusurunun bize sunduğu kolaylık mı? diye sormadan edemiyorum.

Tüm sevenlerin olarak şu kusurlu beynimizin içini doldurmak için ne kadar çok çabaladığımızı bilsen üzülür müydün, gurur mu duyardın inan bilmiyorum. Ama çabalıyoruz... 

Halen inanmak ile inanmamak arasında çarmaha gerilmiş olsak da deniyoruz. 

Alışmaya çalışmak diyorlar buna... Hazmetmek, Kabullenmek...  Yaraya tuz basmak...  daha neler neler diyorlar... Sözlerle güzel diyorlar da,  çevremde senin yokluğunu her hatırladığında defalarca ölüp yeniden dirilen insanları görmüyorlar. Sen bir günde öldün anne ama ardında 40 günde ölemedikleri gibi yaşayamayanları  bırakarak gittin... 

Unutmanın merhameti ile sarılacak yaralar olmasaydı kimse yaşayamazdı elbet. Kırk günü devirdiğimiz  bugünde Tüm sevenlerin için; Evvel zaman içerisinde bu ateşin düştüğü her gönlün acısının geçmesi gibi  unutmanın merhametine sığınıyorum...

Yattığın yer incitmesin, 

Huzur ve Sevgiyle Işıklarda kal...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder