26 Şubat 2017 Pazar

Ahkam-ı Fer'iyye yani bizim MUTEBER #Vol 12




Can parem...

Kelimelerindeki arayış ne zaman sonlanır bunu bilmek zor ama seninle içmiş olduğumuz onca kahvenin sadece bir tanesinin bile hatırına ömrüm yetmez. Mektubunda yazanları okuduğum da aklıma Özdemir Asaf'ın bu dizeleri uçuştu. Ne demişti şair;

Baharda kışı,
kışında baharı özler insan.
Ne uzaksa onu özler...
Kavuşmak şart mı? Boşver!
Bazı şeyler yokken güzel. 

"Bazı şeyler yokken güzel"  Ne anlamlı bir dize... Hayat koşuşturmasının içine dönüp dolaşırken var olduğunda güzel olacak olan şeylere takılırız, oysaki yokluğu ile güzelleşecek olan ihtimallerden bi haber kalırız. Yok gibi yapmak hoşumuza gider. Yanımızda, üstümüzde, içimizde, aklımızda olan her şey iyiymiş gibi düşünürüz ama eksilmeyi yoksullaşma sanırız. Yoksullaşmanın ne olduğunu her şeye sahip olduğunu düşündüğümüz ama halen eksik hisseden kişileri görünce anlarız. Anlarız diyorum da sen yine de bakma bana Anlamak istersek anlarız.

İçine aldığı hiç bir şeyi dışarıya bırakmayan çöp evler gibi bizde biriktirdiğimiz düşünceler, yükler, sevgiler ve anılardan; Çöp beyinler, çöp omuzlar, çöp kalpler  ve çöp anılar yaratırız. Öyle bir dünya kurarız ki kurulan bu dünyanın ağırlığı ve karmaşasında yaşadığımızı sanmak isteriz. Kurban rolünün en ateşli savunucusu olduğumuz halde olmadığımızı iddia etmekten de geri kalmayız. Sözlerimizde kahraman, davranışlarımız da kurban rolünü ezbere oynar dururuz. Bu ezberler sırasında yaşam ile aramızdaki uyumu kaybeder, bunun bile farkına varamayız. 

En önemlisi de ne biliyor musun hiç bir zaman ayağa kalkmayız. "Kal"gelmiş bir hal içerisinde kalamadığımızı iddia eder dururuz. 

Görüyorsun ya can parem hayat başlayıp biten bir eylemden çok defalarca başlayan ve bitemeyen bir eylem. Mevzu ise her sona yaklaşırken kapının pervazında beliren o can simidi misali uzanan sokağı görmekte. Gördüğün o sokağa dönmekte. Elbet biyolojik olarak kurulu bir saat misali yitip giden bir ömür ile doğmuş ve ölüyoruz ama sende benim kadar iyi biliyorsun ki bu biyolojik ritmin dışında her uyku anı gibi defalarca ölümü tadıyor ve doğan gün gibi yeniden başlıyoruz. 

Hayatın içinde her renk mevcutken "benim hayatım sadece mavi olsun." istemek yaşamamak ile eş bana kalırsa. O mavinin içine bir parça kırmızı düşmezse mor nasıl renk katar hayatına. Düşün ki hepimiz birer rengiz bu dünyada Mesela ben maviyim. Kırmızı bana verilen bir hediye ve sonunda var olan mor ise benim canımdan bir parça. Sen kırmızıya kızmışsın, mor hiç hayatımda olmasın diyorsun. Şimdi Mor nedir bilmeden yaşamak mümkün müdür? Mümkün değil canımın içi. Bir ateş yandı mı kor olsa da, yanmaya devam da etse değişen değişmiştir. Yani ruhun bir kez yandı mı aldığın renk senin benzersizindir. 

Benersizliklerini önce sen sev... Sen kendini sevmezsen kimse seni olduğun gibi sevemez. Hep yarattığın suret gibi sevilirsin. Eski anılar kimi zaman birer akbaba olur üşüşür anımıza didik didik yorar kalbimizi. Ama derin bir nefes, ferah bir nergis kokusu çözer atar içindeki sis perdesini. Nergis zamanı yaklaşmakta, bilirim seversin, almayı sakın unutma. Sevdiğin şeylere dön. Bırak hüzün veren her şey arkanda kalsın. Eskinin bizlere anlatacağı yeni bir hikayesi yok unutma. Mevsimler gelir geçer, bir rüzgar esintisinde kaybolur gider hüzünler. Yeter ki dertleşeceğimiz bir dost meclisimiz olsun dimi.

Üzmüyorsun beni,senden gelen dert olsa yine de razıyım...

Sevgilerimle,

Muteber.

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder